106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

NEBİLER SİLSİLESİ / Musa Aleyhisselam ve karun

Musa Aleyhisselam devrinde firavunun ve askerlerinin dışında helak edildiği bize bildirilen bir başka kişi ise karundur.

Kuran'a baktığımızda, karunun hem Musa Aleyhissemanın kavminden (yani israil soyundan) olduğunu hem de Mısır'da büyük bir mülke sahip olduğunu görürüz.

Karun, Hazreti Musa’nın amcası veya amcasının oğlu idi. Tevrat’ı, Musa (as)'dan sonra en güzel o okurdu. Çok fakirdi. Hazreti Musa’nın duası bereketiyle kendisine simya, yani kıymetli maddelerden altın yapma ilmi verildi

Hazreti Musa (as)'nın duasıyla kendisine verilen simya ilmi ile de çok zengin oldu. Kalbi, dünyevî ihtiraslarla doldu. Bu arada bütün güzel ve nezih hasletlerini de kaybetti. Gurur ve kibre kapıldı. Oysa zenginliği, Hazreti Musa’nın öğretmiş olduğu ilim sayesinde idi.

Ayeti kerimede şöyle buyrulur:

“Karun, Musa’nın kavminden idi de, onlara karşı azgınlık etmişti. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki anahtarlarını güçlü-kuvvetli bir topluluk zor taşırdı. Kavmi ona şöyle demişti: «Şımarma! Bil ki Allah, şımarıkları sevmez!»” (Kasas, 76)

 

Kalbi dünya meyli ile dolan karun, artık Hazreti Musa (as)'ın nasihatlerinden sıkıldı; tavsiyelerine tahammül edemez oldu. Harun (as)'a ve O'nun soyundan gelen Levililere kurban kesme vazifesi (hibirlik) verilince de, kalbine yerleşmiş olan kötü hasletler, iyice gün yüzüne çıktı. Öfkeye kapıldı; dayanamadı ve Musa (as)'a gelerek:

“Ey Musa! Kardeşin Harun’a hibirlik (kurban kesme vazifesi) verdin. Benim ise böyle bir şeyim yok! Hâlbuki ben, Tevrat’ı gayet iyi okumaktayım. Bunun için ben, Harun’dan daha üstünüm! Bu haksızlığa nasıl dayanırım?” dedi.

Musa Aleyhisselam ise cevaben:

“Harun’a bu vazife ve makamı Ben değil, Cenâb-ı Hak verdi!” buyurdu.

 

Fakat Karun diretti:

“Bana bir alâmet göstermedikçe, bunu tasdik etmem!” dedi.

 

Musa Aleyhisselam, benî israilin reislerini topladı ve:

“Bastonlarınızı getirin! Hepsini belli bir yere koyalım. Kimin bastonu yeşillenirse, hibirliğe o lâyıktır!” dedi.

Bastonlar getirildi; ibadet ettikleri mabede bırakıldı. İçlerinden yalnız Harun Aleyhisselamın asası yeşillenip yapraklandı.

Bu açık mucize neticesinde Musa Aleyhisselam, karuna döndü:

“Ey karun! Bunu Ben mi yaptım?” dedi.

Karun şaşkındı. İşin hakikatini anladığı hâlde nefsine tabi oldu:

“Bu, sihirbazlıktan başka bir şey değildir!” dedi. Sonra kızgın bir şekilde oradan ayrıldı.

Allah (cc), benî israil kavminin, elbiselerine mavi şerit takmasını emretmişti. Karun, buna da isyan edip:

“Bu, ancak efendileri kölelerinden ayırmak içindir!” dedi ve takmadı.

Artık karunun, Musa Aleyhiiselama hıncı iyice artmıştı. Nefsindeki haset ateşi, içini yakıp eritmekteydi. Etrafındakileri kendisine çekmek için ziyafetler vermeye ve kendisinin üstünlüğünü belirtici sohbetler yapmaya başladı.

Bir gün Musa Aleyhisselam, Allah’ın emri mucibince onun zekâtını hesap edip, vermesini talep edince, karun:

“Şimdi de malıma mı göz diktin? Bu serveti ben kazandım!” dedi.

Karun’a hitaben şöyle buyruldu:

“Allah’ın sana verdiğinden (O'nun yolunda harcayarak) âhiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma! Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) ihsanda bulun! Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama! Şüphesiz ki Allah, müfsitleri sevmez!” (Kasas, 77)

Karun ise:

«O (servet), bana ancak kendimdeki bilgi sayesinde verildi.» dedi.

Bilmiyor muydu ki, Allah, kendinden önceki nesillerden, ondan daha güçlü, ondan daha çok taraftarı olan kimseleri helâk etmişti! Günahkârlardan günahları sorulmaz (Allah onların hepsini bilir.)

Derken, karun, ihtişamı içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar:

«Keşke karuna verilenin bir benzeri bize de verilseydi; doğrusu o çok şanslı!» dediler.

Kendisine ilim verilmiş olanlar ise:

«Yazıklar olsun size! İman edip sâlih amel işleyenler için Allah’ın mükâfatı daha üstündür. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir.» dediler.” (Kasas, 78-80)

Bir gün karun, benî israil kavmini topladı. Musa Aleyhisselamı da oraya çağırdı ve:

“Şimdi Ey Musa! Allah’ın şu emirlerini bize bildir: Hırsızlık yapanın durumu ne olur, zina edenin durumu ne olur ve bunları Sen yaparsan Senin durumun ne olur?” dedi.

Hazreti Musa:

“Hırsızlık yapanın eli kesilir, zina eden de recmedilir!” dedi.

Karun tekrar:

“Ya bunları Sen yaparsan?” diye sordu.

Musa (as) da:

“Aynıdır!” dedi.

Bunun üzerine daha önceden sefil bir plân hazırlamış olan karun, kalabalığın arasından bir kadına seslendi:

“Ey kadın, gel! Gel de Musa ile yaptığın çirkin fiili ve iffetsizliği anlat!” dedi.

Bu müthiş iftira karşısında Musa Aleyhisselam çok hiddetlendi ve gazaplandı.

O sırada kadın da, yanlarına kadar gelmişti. Bir şeyler söylemek istedi, fakat dili tutuldu; söyleyemedi.

Hazreti Musa öfkeyle sordu:

“Ey kadın! Denizi yarıp yol yapan ve Tevrat’ı indiren Allah’ın hakkı için doğruyu söyle: Ben seni tanıyor muyum? Benim seninle bir alâkam var mı?”

Kadın büyük bir pişmanlık içinde:

“–Yâ Musa! Karun bana bolca para verdi ve Sana bu iftirayı atmam için beni kandırdı!” dedi. Ve son derece büyük bir üzüntüyle tövbe etti.

Musa Aleyhisselam secdeye kapandı:

“Ya Rabbi! Onların cezasını ver!” diye dua etti.

Bu bedduadan sonra yer yarıldı. Rezil plânı ters tepen karun ve ona tabi olanlar, hazineleriyle birlikte yerin dibine geçti.

Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“Nihayet Biz, onu da, sarayını da yerin dibine geçirdik. Artık Allah’a karşı kendisine yardım edecek avenesi olmadığı gibi, o, kendini savunup kurtarabilecek kimselerden de değildi.” (Kasas, 81)

Karunu, dünyaya meyli ve başkasına haset etmesi helâk etti. Nitekim ayeti kerimede haset edenlerin şerrinden Allah’a sığınmamız gerektiği, bir dua hâlinde şöyle bildirilmektedir:

“De ki: «Ben, yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfleyen büyücülerin şerrinden ve haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden, ağaran sabahın Rabbine sığınırım!»” (Felak, 1-5)

Zira haset edenlerin akıbeti, hüsrandan başka bir şey değildir.

Nitekim halk, karun ve avenesinin helâkını görünce ona ettikleri gıptaya pişman oldular:

“Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler:

«Demek ki Allah, rızkı, kullarından dilediğine bol veriyor, dilediğine de az! Şayet Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay! Demek ki inkârcılar iflâh olmazmış!» demeye başladılar.

İşte âhiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve fesadı arzulamayan kimselere veririz. (En güzel) akıbet, takva sahiplerinindir.” (Kasas, 82-83)

Karun kıssasında ümmete ibret olarak, kibirlinin, haset ehlinin ve ahireti unutup dünyaya dalanların feci akıbeti sergilenmektedir.