106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

İSLAM BÜYÜKLERİ / Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, Osmanlı döneminde yetişmiş, zahiri ve bâtıni ilimleri en ince hususiyetlerine kadar zatında ikmâl etmiş, muazzam bir bilgin, müstesna bir âlim ve Allah’ın sadık kullarından yüce bir evliyadır. Babası Hasankaleli Derviş Osman, onun babası Mahmûd oğlu Molla Bekir'dir. Annesi Hasankale'nin Kındığı köyünden ve sâdâttan olup Şeyh oğlu diye tanınan Mahmûd kızı Şerife Hanife Hatun’dur. İbrahim Hakkı Hazretleri bu bakımdan ana tarafından Peygamber Efendimizin (sav) soyundandır.

Hicrî bin yüz on beş tarihinde bir bahar günü, İbrahim Hakkı Hz.leri, Hasankale kasabasında doğdu. Bin yüz kırk senesine kadar ilim öğrenmek için çalıştı. Arif olup dünyayı unutarak, Allah-û Teâlâ'nın aşkıyla yanıp kavruldu. İşini, gücünü, malını, mülkünü her şeyini bırakarak Cenâb-ı Hakk’a yöneldi.

İbrahim Hakkı Hazretleri, yedi yaşına geldiğinde annesi Seyyide Hanîfe Hatun’u kaybetti. Babası Osman Efendi, İbrahim’i amcasına emanet etti ve Tasavvuf yolunda kendisini yetiştirecek bir rehber, bir mürşidi kâmil aramak için sefere çıktı. Kısa sürede Siirt'in Tillo kasabasında İsmail Fakîrullah Hazretlerinin manevi iklimine giren İbrahim Hakkı Hz.leri, İsmail Fakîrullah Hazretlerinin manevi terbiyesi altına girdi. Mübareğin zikir ve sohbet meclislerinde ilahi rızaya erip, kemali edep ile edeplenmek için sadakatle dergâha hizmet etti. Dokuz yaşına basan öksüz İbrahim Hakkı, babasının hasretiyle yanıyordu. Amcası Molla Ali Efendi, İbrahim Hakkı'yı alarak Tillo'ya babasının yanına götürdü. Tillo'da babasına kavuşmasını şöyle anlattır:

"Ben dokuz yaşında idim. Ali amcam Beni babamın yanına götürdü. Bir ikindi vaktinde Tillo'ya girdik. Dergâha vardığımızda, babam ile üstadı namaz kılıyorlardı. İlk bakışta İsmail Fakîrullah Hazretlerinin mübarek yüzü, Bana, pederimden daha yakın geldi. O anda yüzünün cezbesi gönlümü aldı. Aklım, O’nun güzelliğine, duruşundaki heybete ve olgunluğa hayran kaldı. Gönlümü O’na kaptırdım. Babam, Beni kendi odasına götürdü. Şefkat ile ilim öğretip, lütf ile terbiye etmeye başladı."

İbrahim Hakkı; babasından, tefsir, hadis, fıkıh gibi zahiri ilimleri öğrendi. Babasının arkadaşı Molla Muhammed Sıhrânî Hazretlerinden de, astronomi, matematik gibi zamanın fen ilimlerini tahsil etti. Allah-ü Teâlâ'nın zatında ve sıfatlarında marifet sahibi olmak, hasta kalbine şifa bulmak için de İsmail Fakîrullah Hazretlerinin sohbeti ve hizmetiyle şereflendi.

İbrahim Hakkı Hazretleri, Tillo'ya geldiği günlerde gördüğü bir rüyayı şöyle anlattı:

"Rüyamda gökyüzünü beyaz serçelerle dolu hâlde gördüm. Bir ara serçeler hep birden halkın üzerine doğru saldırdılar. Bana saldıranları babam uzaklaştırdı. Ancak bir serçe fırsat bulup, sağ koltuğuma sokuldu. Sabahleyin rüyamı babama anlattım. Babam koltuğumun altına baktıktan sonra, orada taun, veba hastalığının belirtilerini gördü. Hastalığa yakalandığım ilk beş gün kendimden habersiz olarak yattım. Altıncı gece gözümü açtığımda babamı başucumda ağlar gördüm. Muhterem hocamız İsmail Fakîrullah Hazretleri de yanındaydı. Mübarek ellerini kaldırdı. Bana uzun uzun dua ettikten sonra babama; "İbrahim’in işi bitmiş iken Allah-ü Teâlâ ihsan ederek onu yeniden diriltti." buyurarak müjde verdi."

Yine şöyle anlatmıştır:

Yaz mevsimiydi. Bir Cuma gecesi babam murakabe yapıyordu. Ben de yatıp uykuya dalmıştım. Rüyamda Tillo'nun harman yerine bir anda binden çok süvari ve piyade asker geldi. Atlılar inerek bir yere toplandılar. Boyları iki adam yüksekliğinde olan bu askerler, at ve diğer malzemelerini harman yerine bırakıp, üstadımız İsmail Fakîrullah Hazretlerinin dergâhının kapısında saf saf dizildiler. Ben kalabalığı seyrederken, dergâh kapısının sağ yanında duran saftan birisi eğilip Beni kucağına aldı. Tebessüm ederek öptü ve sol tarafında olanın kucağına verdi. O da alıp muhabbetle öptü ve solunda duranın kucağına verdi. Bu şekilde sıra ile sekizinci kimsenin kucağına geldim. O da Beni öptü, onun solunda dergâhın kapısı vardı. Beni yavaşça şefkatle yere bıraktı. Kapı açıktı, içeri girdim. Mübarek hocamız Fakîrullah Hazretlerinin huzurunda sekiz seçilmiş zatın ayakta durduğunu gördüm. Hocamız da ayağa kalktı ve onlarla musafaha edip sarıldılar. Bu hâle şaşırmıştım. O sırada uyandım. Bu rüyanın lezzeti canıma can katmıştı. Sevincimden rüyamı hemen babama anlattım. Meğer babam, uyanık olduğu hâlde, benim rüyada gördüklerimi görmüş, hâdiseye muttali olmuş ve onlarla konuşmuştu. Babam Bana şöyle tembih etti ve "Bu rüyayı kimseye söyleme. Bu ruhlar için iyi olmaz." buyurdu. Sabah oldu Cuma namazından sonra dergâhın kapısı önünde oturmuş duruyordum. Siirt tarafından at üzerinde aksakallı bir ihtiyar geldi. Kapının önüne gelince atından indi. Benim yanıma gelip elimi tuttu ve öptü, şaşırdım kaldım. Zira bu kimseyi tanıyamamıştım. Üstadımızın huzuruna girmek için izin istedi. Verdiği hediyeleri içeri götürdükten sonra üstadımın yanına gittim ve "Kapıda yaşlı bir kimse huzurunuza çıkmak için izin istiyor efendim." dedim. "Gelsin." buyurdular. Misafiri buyur ettim. İçeri girince oturması işaret edildikten sonra "Ve aleykümselâm ey Seyyid Hamza! Bu Cuma gecesi bize çok misafir geldi." buyurdu. Üstadımızın bu tatlı hitabından Seyyid Hamza çok şaşırdı. İlk defa gördüğü bu kimse kendi ismini nereden bilmişti. Ve gece gelen misafirlerin arasında olduğunu nasıl anlamıştı. Bunları hem düşündü hem de kalkıp hocamın elini öptü. Bir müddet ağladı. İzin isteyip dışarı çıktı. Bizim odaya buyur ettim. İçerde babama hâlini şöyle anlattı: "Ben Siirt'in ileri gelenlerinden Seyyid Hamza'yım. Bu âna kadar Tillo'ya hiç gelmedim. Bu büyük âlim ve veliyi de hiç ziyaret etmemiştim. Bu gece rüyamda beş yüz kadar nur yüzlü atlı âlim ile beş yüz piyade evliyaya Siirt önünde karıştım. Onlarla birlikte Şeyh İsmail Fakîrullah Hazretlerini ziyarete geldik. Bu kasabayı ve yolunu rüyada görerek öğrendim. Harman yerine geldiğimizde atlılar atından indi. Beraberce bu dergâhın kapısına saf saf dizildik. Sıra ile mübarek hocanızı ziyaret ettik. Bu dergâhın kapısı önünde şu küçük oğlunu gördüm. Evliyalar kucaklarına alıp sıra ile sevdiler. Kapının önüne gelince çocuk içeri girdi. Ben de kapının önüne geldiğimde uyandım. Hâlâ o rüyanın tesiri altındayım, duyduğum o lezzet hâlâ devam ediyor. Sabah olunca atıma binip rüyada geldiğim yol ile doğru buraya geldim. Kimseye sormadan dergâhı bulup, sizleri tanıdım. Hazreti Şeyh'e geldim. Bu gördüğüm rüyayı anlatacaktım. Bir gün sonra da ona talebe olup hizmetiyle ve sohbetiyle şereflenecektim. Ben daha anlatmadan; "Ey Seyyid Hamza! Bu gece bize çok misafir geldi." diyerek hem ismimi hem de rüyada olanları anlattı. Şaşırıp kaldım." Seyyid Hamza'nın bu şaşırmasına babam şöyle cevap verdi: "Senin bu gördüğün rüyanın aynısını bu oğlum da gördü. Lâkin avvâmın gördüğü rüyaları, seçilmiş evliya uyanık iken görüp müşahede etmiştir. Allah-û Teâlâ'nın ihsanları sonsuzdur."

 

(devam edecek)