106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

GÖKYÜZÜNDEKİ YILDIZLAR / Abdurrahman Bin Avf Hazretleri

Abdurrahman bin Avf Hazretleri, ashab-ı kiramın büyüklerindendir. Cennet'le müjdelenen on kişiden ve ilk Müslüman olan sekiz kişiden birisidir. Babasının ismi, Avf bin Abd-i Avf, annesinin ismi Şifa binti Avf'tır. Soyu, dedelerinden Kilab bin Mürre'de Rasulullah (sav) Efendimizle birleşmektedir. Müslüman olmadan önce ismi Abd-i Amr, Abdülkabe veya Abdülharis idi. Müslüman olduğu zaman Peygamber Efendimiz tarafından Abdurrahman olarak değiştirildi. Fil Vakası’ndan on yıl sonra 580 senesinde Mekke'de doğdu, 651 (H. 31)'de Medineyi Münevvere’de vefat etti.

Abdurrahman bin Avf, ticaretle meşgul olurdu. Bu sebeple çeşitli yerlere ticaret için giderdi. Yaşadığı bir hadiseyi şöyle anlatır:

“Peygamber Efendimize peygamberlik emri bildirilmeden bir yıl önce, ticaret için Yemen'e gittiğim zaman, Askelân bin Avâkir-ül Himyerî'ye misâfir olmuştum. O zât, çok yaşlı idi ve ona her varışımda ona konuk olurdum. O da Bana Mekke'den haber sorarak derdi ki:

-İçinizde kendisi hakkında haber ve zikir bulunan zat zuhur etti mi? Dininiz hakkında size karşı olan bir kimse var mı?

Ben de hep, "hayır, yoktur." derdim.

Nihayet, Rasulullah (sav) Efendimize peygamberlik bildirilip, İslâm dinini insanlara gizlice tebliğ etmeye başladığı sene idi. Yemen'e yine gidip aynı zata misafir olduğumda Bana dedi ki:

-Ben, Seni ticaretten daha hayırlı bir müjde ile müjdeleyeyim mi?

-Evet, müjdele.

-Hiç şüphesiz, Allah Senin kavminden, kendisinden razı olduğu, seçtiği bir peygamber gönderdi ve O'na kitap da indirdi. O, insanları putlara tapmaktan men edecek ve İslâmiyet’e davet edecek. Hakk’ı buyuracak ve işleyecek, batılı da men ve iptal edecektir. O, Hâşimoğullarındandır. Siz O'nun dayılarısınızdır. Dönüşünü çabuklaştır! Gidip O'na yardımcı ol! Kendisini tasdik et ve şu beyitleri de O’na götür!”

Yemenli ihtiyarın söylediği beyitleri ezberleyip, Mekkeyi Mükerreme’ye döndüm ve Hz. Ebû Bekir ile buluştum. O’na, Yemenli ihtiyarın söylediklerini haber verdim. Ebû Bekir dedi ki:

- O kimse, Abdullah'ın oğlu Muhammed Aleyhisselâmdır. Allah-ü Teâlâ, O’nu insanlara peygamber olarak gönderdi. Hemen O’na gidip iman et!

Hemen Rasulullah’ın evine gittim. Rasulullah (sav) Efendimiz Beni görünce gülümsedi ve sordu:

- Arkanda ne haber var, Ey Abdurrahman?

- Ya Muhammed, bu ne demek?

- Bana tevdî edilmek üzere o kimsenin Seninle gönderdiğini getir, ver.

 

Rasulullah (sav) Efendimizin bu sözlerini işitince hemen kelimeyi şahadet getirerek Müslüman olma şerefine kavuştum ve Yemenli ihtiyarın söylediği beyitleri okuyarak, onun anlattıklarını anlattım. Bunun üzerine sevgili Peygamberimiz buyurdu ki:

- Zaman zaman öyle mü'minler bulunacak ki onlar Beni görmeden Bana inanacak ve Beni tasdik edeceklerdir. İşte, bunlar, Benim gerçek kardeşlerimdir.

 

Abdurrahman bin Avf Hazretleri İslamiyeti kabul edince diğer Müslümanlar gibi eziyet ve işkencelere maruz kaldı. Böylece vatanını terk etmek suretiyle hicrete mecbur oldu. Habeşistan'a hicret eden Müslümanlarla beraber bu memlekete gitti. Çok geçmeden Peygamber Efendimiz Medineyi Münevvere’ye hicretinden sonra Medine’ye gelerek Rasulullah (sav)’a katıldı.

 

Bütün harplerde bulunan Abdurrahman bin Avf Hazretlerinin Bedir'de kahramanlıkları çok oldu. Bedir muharebesinde şahit olduğu bir hâdiseyi şöyle anlatır:

“Savaş esnasında yanımda ensardan iki genç belirdi. Gençlerin gayreti hoşuma gitti. Kendilerine muhabbetle baktım. Gençlerden birisi yanıma yaklaşarak dedi ki:

- Biz, İslâm düşmanı ebû cehili öldürmeye azmettik. Fakat kendisini tanımıyoruz. Onu bize gösterir misin?

- Peki siz bu işi başarabilecek misiniz?

- Resulullah’a ve İslâm dinine hakaret eden kimse sağ olduğu müddetçe, bizim sağ kalmamızın bir önemi yoktur. Allah’a yemin ederiz ki onu gördüğümüzde, kanımızın son damlasına kadar, onu öldürmek için çalışacağız.

Gençlerin bu kararlı hâline gıpta ettim. Bu arada ebû cehil karşıdan geçiyordu. Gençlere dedim ki:

- İşte aradığınız, şu karşıdan geçmekte olan kimsedir.

Ebû cehili gören gençler, ebû cehilin askerlerinin çokluğuna bile bakmadan, kılıçlarını çektikleri gibi, üzerine atıldılar. Ebû cehilin askerleri hiç beklemedikleri böyle bir durum karşısında donakaldılar. Onların şaşkınlıkları geçmeden, gençler, ebû cehili öldürünceye kadar kılıç darbesine tuttular. Sonra dönüp Rasulullah’ın huzuruna geldiler. Ve hâdiseyi arz ettiler. Peygamber Efendimiz çok memnun olarak, gençlere sordu:

- Bunu hanginiz öldürdü?

İkisi de birden dediler ki:

- Ben öldürdüm.

Bunun üzerine, gençlerin kılıçlarını muayene ettikten sonra;

- İkiniz öldürmüşsünüz, buyurdu.

 

Abdurrahman bin Avf Hazretleri, Uhud Savaşı’nda yirmi yerinden yaralandı. 12 dişi kırıldı. Peygamber Efendimiz, Medine’de kendisini Saîd bin Rebii Hazretleri ile kardeş yaptı. Kardeşi, malına ve servetine O’nu da ortak yapmak istediğinde şöyle dedi:

- Aziz kardeşim, Allah Sana ve çoluk çocuğuna bereket ihsan etsin, malını çoğaltsın! Sen, Bana çarşının yolunu göster, Ben orada ticaret yapar ihtiyaçlarımı karşılarım.

Bu sözü Peygamber Efendimize bildirilince, çok sevindi. Kendisine hayır dua etti. Bu duadan sonra yaptığı ticaret sebebiyle kısa zamanda çok zengin oldu. Buyururdu ki:

- Taşa uzansam, o taşın altında ya altına veya gümüşe rast gelirdim.

Abdurrahman bin Avf Hazretlerine sordular:

- Bu büyük serveti nasıl kazandın?

- Çok az kâra razı oldum. Hiçbir müşteriyi boş çevirmedim.

 

Devam Edecek…