106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

ESMA-ÜL HÜSNA / Eş- Şehid (Cc)

“Şüphesiz Allah her şey üze­rine şahittir” (Nisa: 4/33)

“Şahit olarak Allah yeter” (Nisa: 4/79)

“Her yerde hazır olan ve her şeyi gören” anlamına gelen “eş-Şehid” ismi şerifi Kur'an-ı Kerim'de Rabbimizin   ismi   olarak   yirmi   defa    geçmektedir.

Eş-Şehid: “Her zaman ve mekânda hazır, mahlûkatının hepsini bilen.”

Bilirsiniz ki şahid, bir hadise vuku bulduğunda onu gözleriyle gören kimseye denir. Vak'a yerinde olmayan ve onu müşahede edemeyen adama şâhid denmez. Demek ki gözle görmek, hadiseye tamamen muttali olmak şahitliğin ilk şartı...

Allah (Azze ve Celle) ise mutlak şahit. Çünkü onun görmediği, bilmediği, ilminin nüfuz etmediği bir şey mevcut değildir. İnsanların görmedikçe bilmeyecekleri bütün hadiseleri O kemaliyle bilir. Hatta ne zaman, nerede, ki­min eliyle bir hadise vuku bulacaksa, onu da önceden bi­lir. Yine geçmiş vak'aları da hep bilir. Yani her şeye karşı Allah-ü Teâlâ hem şâhiddir, hem şehîddir.

Hani çok kere “Allah-ü Teâlâ her yerde hazır ve nazırdır” deriz ya, bunun mânâsı, her şeye ve her zerreye yakınlığı müsavidir, birdir demektir. İşte yakın olduğu için de yapılan hiçbir iş yoktur ki görmesin. Söylenen hiçbir söz yoktur ki işitmesin. Bu mümkün değil...

Bir insan, sesini yükseltse de, gizlice söylese de fark et­mez. Cenab-ı Hak bütün sesleri işitir, bütün âlemi görür. Ve Allah buyuruyor:

“Allah, her şeye şahiddir.” (Mücâdele, 6)

İnnallâhe kâne aleyküm rakîbâ = Şüphesiz ki Allah, üzerinizde gözcü bulunuyor.” (Nisa, 1)

O Alîm'dir. Mutlak surette her şeyi bilir. Her hadise­nin esrarını, iç yüzünü, dış yüzünü ve bütün sebeplerini bilir. Bir şeyi O’nun bilgisinden, O’nun görmesinden sakla­maya imkân yoktur. Çünkü O Habîr'dir, Şehîd'dir.

Artık inanmış bir adam bu halleri düşünür de kendisi­ni günahın ve isyanın seline kaptırmaz. Rabbim benim her işime şâhid, beni her lâhza görmektedir der ve ayrılık kayasını aradan çıkarır, rabbine karşı sevgisi, muhabbeti, kulluğu bin kat daha artar...

Şu hâdise bize güzel bir misaldir:

Bir gece, dertli bir kadın İmam-ı Â'zam Hazretlerinin kapısına geldi ve kapıyı çaldı. İmam içeriden seslendi:

“Kimdir o?”

Kadın ipler gibi kıvrım kıvrım bükülerek inledi:

“Yâ İmam! Bir müşkülüm var. Fetva almaya gel­dim!”

Ebû Hanife Hazretleri:

“A kadın, dedi, sen bilmez misin ki halife bizi fetva vermekten menetmiştir.”

Kadın, yüksekten akan sular misali çağladı da dedi ki:

“Ya İmam! Halife Senin fetva verdiğini nereden bi­lecek? Gecenin bu vaktinde kim ne görecek ki?” Sultan İmam, tam kendisine yakışan cevabı verdi:

“Halife bilmezse de Allah da mı bilmez? Hâlbuki O bizim her şeyimize şâhiddir.”

İşte gönlü marifet nuru ile pırıldayan büyüklerin hâli... Ve bu ismin tecellisi... Evet:

Aklını başa devşir, her ne yapsan Hak görür, Kalpte olanı bilir, gizliyi mutlak görür!

Hayır ve şerrin Allah'tan olduğu, imanın bir rüknüdür. Yani, bir iş, hayır olsun, şer olsun onu ancak Allah yaratır. Zira O'ndan baş­ka yaratıcı yoktur.

Güzel bir cümleyi dudaklardan döken O olduğu gibi, kötü sözü de ağızda yaratan yine O'dur.

Kişi hayra ve şerre sadece istek gösterir, bunlardan birisine mey­leder ve iradesini o yönde kullanır. Bunun ötesinde, her şeyi yaratan Allah'tır.

Ve Allah, hayır olsun şer olsun, gizli olsun açık olsun her şeyin Şehîd'i, en büyük şahididir.

İmam Gazali Hazretleri, Şehîd ismine Âlim mânâsı verdikten son­ra şu açıklamada bulunur:

"Allah Âlim’dir. Bu bilme keyfiyeti, gaybî ve batınî şeylere iza­fe edildiğinde Allah Habîr'dir. Zahirî şeylere izafe edildiğinde ise Allah Şehîd'dir." Bu ismin mü'minin ruhunda derin tesirleri vardır. Her şeyin Şe­hîd'i olan Allah'a iman eden insan, hiçbir şeyin O'ndan gizli kala­mayacağının şuuru içinde, daima güzel işler yapmaya doğru söyle­meye, takva dairesinde yaşamaya çalışır.

Öte yandan, insan, kâinatı hikmet ve ibret nazarıyla temaşa et­mekle ilâhî sıfatların ve isimlerin tecellilerine şahit olur. Mahlûkatın bir emir altında ve hikmetle hareket ettiklerini görür. Böylece, nefsi­ni emir dinlemeye alıştırır. Kalbini ve aklını gereksiz ve zararlı şey­lerden uzak tutmaya çalışır.

 

Sahabeden Güzel Bir Hatıra

İbn-i Mes'ud (ra), bazı arkadaşlarıyla Medine civarında pikniğe çıkmışlardı. Oralarda koyun gütmekte olan bir çoban gördüler, çobanı yemeğe davet ettiler. Fakat çoban oruçlu olduğunu söyleyerek özür diledi. Kırlarda yaşayan genç bir çobanın Ramazan’dan başka günlerde böyle oruçlu bulunması dikkat nazarlarını çektiğinden, yarı latife, yarı da imtihan kastıyla, kendilerine bir koyun satmasını ve koyunun yarı etini de kendisine hediye olarak bırakacaklarını söylediler. Çoban:

Koyunlar benim değildir ve benim koyun satmaya yetkim yoktur dedi. Bunun üzerine asıl imtihan noktasına basarak:

“A Canım! Koyunların sahibine bu hayvan telef oldu deyiverirsin.” deyince çoban yüksek sesle:

“Eyna'llah?” demiş ve geçip gitmiştir. (Eyna'llah: Allah nerededir? Yani, O yok mu, bizi görmüyor mu; demektir.)

Sonra İbn-i Mes'ud bu koyunları sahibinden satın alarak hepsini de çobana bağışlamıştır. Bu suretle çoban kazandığı imtihanın semeresini daha dünyada iken tatmaya başlamıştır. İbn-i Mes'ud ara sıra Medine'de bu çobana rastlayınca ona:

“Eyna'llah?” diye takılır, latife edermiş.

 

Şâhid Sensin her olaya, her yerde hâzır olansın,

Gören Sensin her fiili, her şeye nazir olansın,

Senden gizlenemez Ya Rab, hiçbir kusur, hiçbir fiil;

eş-Şehîd'sin, her gizliye aşikâr huzur olansın...

Ya Rabbi!

 

Mazlumları her zorlukta elbette ki gözetensin.

Nereye kaçarız Senden,

Her taraf Seninle dolu…

Ya İlahi, kudretinden var mı kurtuluşun yolu?

Sensin her olayı bilen, Sensin her fiile şahid,

Şahid ol imanımıza, yüce vasfınla eş-Şehid…