106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

MÜMİNE ANNELERİMİZ / Seyyide Nefise (R.Anha)

Hani Peygamber Efendimiz (sav); “Size iki emanet bırakıyorum. Onlara sıkı yapışırsanız kurtuluşa erersiniz.Onlar Kur’an ve Sünnet’tir; buyuruyor ya…İşte sevgili okurlarımız inşallah bu hafta, diğer mümine hanımlar gibi Kur’an’a ve Sünnet’e sımsıkı yapışan ve nefsinden aziz bilen bir Allah dostunun hayatını nakletmeye çalışacağız.

Hazreti Nefise; zühd ve takvası, kerem ve cömertliği ile meşhur hanım evliyalardandır.İsmi Nefîse binti Hasen olup, Hz. Ali Efendimizin dördüncü göbekte torunudur. Tâhîre ve Kerîmet-üt Dâreyn lakapları vardır. Hazreti Nefise 145 (m. 762) senesinde Mekkeyi Mükerreme’de doğdu. Annesi, Lübâne binti Abdullah bin Abbâs bin Abdülmuttalib'dir. 208 (m. 823)'de Mısır'da, Kahire şehrinde vefat etti. Medineyi Münevvere’ye yerleşti.  Nefîse, İmâm Caferi Sâdık Hazretlerinin oğlu İshâk-ı Mutemen ile evlendi. Bu evlilikten Kâsım ve Ümmü Gülsüm isminde iki çocukları oldu.

Seyyide Nefîse (r.anha)’nın öyle muazzam bir hafızası ve öyle muhteşem bilgisi vardı ki tefsîr, hadîs ve başka ilimlerde fikrine danışılan devrin ünlü âlimlerinin arasında gelirdi. Kur’an ve Sünnet’e âşık ve sadıktı. Gündüzleri oruç tutar ve gecelerini ibadetle geçirirdi. Üç günde bir yemek yerdi. Efendisinden ayrı hiçbir şey yemezdi. Kerametleri hakkında yazmakla bitmeyecek kadar çok rivayet vardır.

Seyyide Nefise Hatun; zevci ve evlâdı ile beraber, Mısır'a yerleşmek için Medîneyi Münevvere'den ayrıldılar. O’nun Mısır’agelmekte olduğunu haber alan halk yollara dökülüp, kendilerine çok hürmet gösterdiler. Ziyaretine gelenlerin sayısı haddi aşınca, onlarla meşgul olmanın, her an Allah-ü Teâlâ'ya ibadet etmesine mâni olabileceğini düşündü. Tekrar memleketine dönmeye karar verdi. Nihayet bu durumu, Mısır emîri Sırrı bin Hakem'e arz ettiler. Mısır emiri bu durumu haber alınca, doğruca Hz. Seyyide Nefîse'nin yanına gelip, Mısır'dan ayrılmak istemesinin hikmetini sordu. Hz. Seyyide cevabında, "Mısır'da ikamet etmek istiyorum. Lâkin ziyaretçilerim çok fazladır. Ben zaîf bir kimseyim. Evimiz de dardır. Ayrıca gelen ziyaretçilerle meşgul olmak mecburiyetinde kalmam, her an Allah-ü Teâlâ'ya ibadet yapmama mâni oluyor" diye cevap verdi. Bunları dinleyen Mısır emîri "Falan yerde, şahsıma ait geniş bir evim vardır. Onu size hediye ettim. Lütfen kabul ediniz" dedi. Seyyide Nefîse bunu kabul edince, Mısır emîri çok sevindi. Seyyide Nefîse, "Haftada sadece Çarşamba ve Cumartesi günleri ziyaretime gelsinler. O iki gün onlarla meşgul olurum. Diğer günlerde hep ibadet yapmakla meşgul olmak istiyorum" buyurdu.

O kimseye sıkıntı vermez, herkese hayır dualarda bulunurdu. Kimin bir hastası olsa Seyyide Nefise Hazretlerine koşar ondan dua isterdi. Kısa bir sürede hastasının şifa bulduğunu gözlerdi. Bir zaman İmâm Şâfi Hazretleri hastalandı. Talebelerinden birisini Seyyide Nefîse'ye gönderip, hasta olduğunu, şifa bulması için Allah-ü Teâlâ'ya dua etmesini istedi. O talebe gelip Seyyide Nefîse'ye durumu arz etti. O da dua etti. Talebe henüz üstadının yanına dönmeden İmâm Şâfi Hazretleri iyileşti. Başka bir zaman İmâm-ı Şâfiî yine hastalandı. Yine bir talebesini, dua için Seyyide Nefîse'ye gönderdi. Hz. Seyyide, "Allah-ü Teâlâ O’na çok rahmet eylesin" buyurdu. Talebe gelip bunu üstadına arz edince İmâm Şâfi Hazretleri, bu hastalığının vefat hastalığı olduğunu anladı, vasiyetini yaptı. Cenazesinde Hz. Seyide Nefîse'nin bulunmasını da vasiyet etti. İmâm Şâfi Hazretleri vefat ettiğinde, Seyyide Nefîse çok zayıf olduğu için gelemedi. Cenazeyi Seyyide Nefîse'nin bulunduğu yere getirdiler. Cemaatin en gerisinde durup, cenaze namazında imama uydu. Namazdan sonra bir ses duyuldu ki, "Allah-ü Teâlâ, İmâm-ı Şâfiî'nin ve O’nun namazında bulunan Seyyide Nefîse'nin hatırı için, cenaze namazında bulunan bütün kimseleri affetti" diyordu.

Bir zaman Nil nehrinin suyu iyice çekildi (azaldı). Öyle oldu ki, Mısırlılar ihtiyaçlarını karşılayamaz oldular, susuz kaldılar. Kendisine müracaat edip, "Ne yapalım?" diye sordular. Onlara bir parça bez verdi. Bezi nehre sokup çıkardıklarında, su çoğalmaya başladı ve normal seviyesine yükseldi.

Zalim bir kimse, eziyet etmek için bir adamı çağırttı. O adam Seyyide Nefîse'ye (r.anha) gidip, yardım istedi. Kurtulması için dua ettikten sonra, "Gidiniz. Allah-ü Teâlâ seni zalimlerin gözünden saklar" buyurdu. Adamcağız, zalim kimsenin adamları ile beraber, onun huzuruna vardılar. Zalim, "O kimse nerededir?", diye sordu. "Huzurunuzda duruyor" dediler. "Benimle alay mı ediyorsunuz? Ben onu göremiyorum" dedi. Adamları: "Bu adam buraya gelmeden önce Hz. Seyyide Nefîse'nin yanına gidip dua istedi. O da buna dua etti ve (Gidiniz Allah-ü Teâlâ seni zalimlerin gözlerinden saklar) buyurdu" dediler. Zalim kimse bunları duyunca, demek ben zalimim, dedi. Yaptığı işlere çok pişman oldu. Başını eğip tövbe ve istiğfar etti. Biraz sonra başını kaldırdığında, o kimseyi karşısında duruyor gördü. Yanına çağırıp ona sarıldı.

Hıristiyan bir kadının, genç bir oğlu vardı. Bu genç, bir sefere çıktı ve yolda, esir düştü. Annesi kiliselere gidip çok araştırdı ise de, oğlundan bir haber alamadı. Birgün kocasına, "Bu şehirde Seyyide Nefîse isminde, duası makbul olan bir hanım varmış, ona git. Belki çocuğumuzun bulunması için dua eder. Eğer onun duası hürmetine oğlumuz bulunursa, ben de o hanımın dinini (İslamiyet’i) kabul edeceğim" dedi. Kocası gelip, Hz. Seyyide'yi buldu ve durumlarını anlattı. O da dua etti. Adam eve gelip hanımına, "Oğlumuzun bulunması için dua etti" dedi. Gece olunca evlerinin kapısı çalındı. Kadın kalkıp kapıyı açınca, oğluyla yüz yüze geldi. Kadın hem hayret etti, hem de çok sevinip, nasıl geldiğini sordu. Genç, "Nasıl geldiğimi ben de biniyorum. Ancak, beni bağladıkları zincirin üzerinde bir el gördüm ve (Bunu salın. Buna Seyyide Nefîse şefaat etmiştir) diye bir ses duydum. Zincirlerim çözüldü ve birden kendimi burada buldum" diye anlattı. Gencin anlattıklarını dinleyen annesi hemen Müslüman oldu.