106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

ABDULLAH BABA (KS)'NIN HAYATI / Abdullah Baba Hazretlerinin Halkın İçinde Hakk İle Beraber Olma Şiarı

            Üstadımız Abdullah Baba Hz.leri Ankara’ya yaptıkları bir seyahatteyaşamış olduğu bir hadiseyi bizlere şöyle anlatıyor.İnsanların dış görünüşüne göre yargılamamamız gerektiği ile ilgili bir misal getirerek:

Cenab-ı Zülcelâl Hazretleri kullarının saçına sakalına değil kalbine bakar, nazargâhı ilahi kalptir. Dış görünüşü ile insanları değerlendirmeyin. Bize gençliğimizde İslam’ı gerçek manası ile anlatmadılar. O dönemde insanları şekline göre Müslüman görürlerdi. Başına takke takıyorsa Müslüman, kasket takıyorsa fasık, fötr şapka takarsa münafık, diye atfederlerdi. Toplumu bu şekilde üçe ayırmışlardı.

Kardeşlerim! Bu mevzuya açıklık getirmesi için başımdan geçen bir mevzuyu anlatayım inşallah…

1977 yılında Sivas’tan milletvekili adayı olan bir kardeşimiz Nevşehir’imizde zirai mücadelede mühendis olarak görev yapıyordu. Birbirimizi çok sever, ailecek gider gelirdik. Ankara’ya gittiğimde terminalde tevafuk karşılaştık, Nevşehir’e geri dönecektim. Beni salmadı, Nevşehir’e dönmem gerekti onun da İstanbul’a gitmesi gerekiyordu. Beraber otogarda, Ben Nevşehir’e 6.30 bileti aldım, oda İstanbul’a 6.30 bileti aldı. Arkadaşım Bana şöyle dedi:

─Burada benim bir şeyhim var, onu ziyarete gidelim.

Ben de dedim ki;

Kardeşim biletlerimizi aldık, öğle namazına Hacı Bayramı Veli Hazretlerine gidelim. Namazdan sonra da aşağıya inip. Zincirli camiinin yanında bir dönerci var, birer buçuk döner yiyelim, yanında yoğurt olsun, üstüne ekmek kadayıfını yedikten sonra Hacı Bayramı Veli Hz.lerinin yanındaki kahvehaneye gidelim.Sohbet edip orta şekerli kahve içelim. Ama bunları yapmadan önce senin üstadını ziyaret edelim, dedim.

Arkadaşım memnun oldu ve iş yerine doğru yola çıktık. Üstadı özlük işleri genel müdür daire başkanı olarak görev yapıyordu. Sekiz katlı bir binanın en son katına çıktık. Üzerinde lacivert takım elbisesi, boynunda kelebek kravatı ile bizi karşıladı. Dış görünüş olarak, kendisinde bir şeyh görüntüsü göremedim. Hoş geldiniz deyip saatine baktı:

─ Mesaimin dolmasını 15 dakika var. Siz şurada oturacaksınız, devletin hakkı geçmesin, dedi.

On beş dakika oturduktan sonra arkadaşımın üstadı başına fötr şapkasını giydi, eline siyah şemsiye aldı. Kendisi aynı Zati Sungur’a benzedi. Ben de içimden;

“Allah, Allah!Bu nasıl şeyh? Bize şeyh anlatılırken sakalı olacak, cübbesi olacak, sarığı olacak diye anlatırlardı. Bu nasıl evliya? Bu nasıl üstat?”diye düşündüm. Bir yandan böyle düşünürken de, yüzündeki nurdan da gözümü alamadım.

Asansör ile sekizinci kattan aşağıya indik, şemsiyesini kaldırdı, bir taksi durdurdu. “Bizi Hacı Bayramı Veli Hazretlerine götür.” dedi. Namazı kıldık, kapıdan çıktık, rahmet yağıyor. Hemen şemsiyesini açtı. Beni sağına arkadaşı soluna aldı.

Zincirli camiinin orada bir dönerci var. Size orada döner ikram edeyim, dedi.

Lokantaya girdiğimizde:

─ Misafirlerimize 1,5 bana da tek porsiyon döner getir, yanında yoğurtta olsun, arkasından da ekmek kadayıfı getir, dedi.

O anda Ben düşünmeye başladım.

“Allah, Allah!Bu nasıl oluyor? Sanki konuştuklarımızı biliyormuşçasına, yiyeceğimiz yemekleri bu zat bize ikram etti. Derken yemeği yedik ve oradan kalktık. Hacı Bayramı Veli Hazretlerinin yakınındaki bir kahveye oturduk. Bize orta şekerli kahve söyledi. Ben iyice düşünmeye başladım. O anda Bana dönerek;

İsmin ne?

Abdullah, efendim.

Şimdi ismini de biliyorum dedi ve devam etti;

Evladım Senin dört tane çocuğun var. İkisi kız, ikisi oğlan, ayakkabıcılık yapıyorsun. Hacı Mustafa Efendi’nin de dervişisin;dedi.

Benimle ilgili birkaç mevzuya değindikten sonra:

Abdullah Efendi, Senin kalbin genişleyecek, elhamdülillah, evinde genişleyecek Seni bütün insanlar tanıyacak, insanlara faydalı olacaksın, bana da dua et;dedi.

O esnada ağlamaya başladım. O zat kalbimden geçenlerden haberdardı.

Arkasından Bana:

Beni Zati Sungur’a benzettin, değil mi? Allah (cc) kalbe nazar eder, şekle şemaile bakmaz; “Dil hanesi pür nur olur, eskârızikrullah ile” her yerde Allah’ı zikredelim evladım, dedi.

Bir müddet sohbet ettikten sonra kucaklaştık, vedalaştık. Ben Nevşehir’e döndüm. Aradan zaman geçti. Tekrar ziyaretine gittim, Allah rahmet etsin vefat etmiş, görüşemedik.

İşte kardeşlerim!

Sizlerde halk içinde olacaksınız ama Hakk’ı seveceksiniz. Bulunduğunuz beldenin örf ve adetleri içerisinde yaşayacaksınız ama Allah’ı(cc)seveceksiniz. Ahlakınız ile örnek olup, beşeriyete hizmet edeceksiniz.