106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

İSLAM BÜYÜKLERİ / Ebûl Hasan El– Harakânî Hazretleri

EbûlHasan el-Harakânî Hazretleri, Horasan bölgesinin batısındaki Bistâm’a bağlı Harakân’da dünya­ya geldi. Hicrî 352’de (963) doğduğu kabul edilir. Adı Ali bin Cafer, künyesi EbûlHasan, nisbesi el-Harakânî’dir.Hasan el-Harakânî Hazretlerinin; uzun boylu, güzel yüzlü, alnı geniş, gözleri irice, rengi kumral idi. O bu fıtratıyla Hazreti Ömer’e (ra) çok benzerdi. Tabiatı, huyu, ahlâki cihetiyle yaşadığı devirde eşsiz bir insandı. Zamanın kutbu, müminlerin rehberiydi. Hemen herkese doğru yolu gösterip yön veren, ilahi feyzi insanların gönüllerine dağıtıp kararmışkatılaşmış gönülleri aydınlatıp yumuşatan bir zattı.

Harakân’dan Bistâm’a gidip Bâyezîdi Bistami Hazretlerinin türbesini ziyaret eden Hasan Harakânî’ Hazretleri, Bâyezîdi Bistâmî Hazretlerinin ruhaniyetinden feyz almış ve O mübarek zâtın manevi terbiyesi altında üveysi olarak yetişmiştir. Zira Allah’ın dostları vefatlarından sonra sağlıklarından daha hızlı ve tesirli irşat ve ikazlarda bulunurlar. Nitekim bunu Bayezidi Bistâmî Hazretlerinin bir gün ifade buyurdukları bir mevzudan açık bir şekilde anlayabiliyoruz. Şöyle ki:

Bâyezîdi Bistâmi Hazretleri, Harakân’dan büyük bir veli çıkacağını önceden haber vermiş­ti. Bâyezîd-i Bistamî Hz.leri her yıl bir kere Dehistân’da şehit mezarlarının bulunduğu kumluk tepeyi ziyarete giderdi. Harakân’dan geçerken durur ve derin nefes alırdı. Müritleri, “Biz farklı bir koku almıyoruz.” dediklerinde onlara şu cevabı verirdi:

“Ben bu köyden bir erin kokusunu almaktayım. Bir er gelecek, adı Ali, künyesi Ebûl-Hasan, aile sıkıntısı çekecek, çiftçilik yapacak ve ağaç dikecek.Bu köyden mâna âleminin bir padişahı yetişecek.”Ve nihayetinde Ebû’l Hasan Harakânî Hazretleri dünyaya gelir. Manevi feyz ve rahmet rüzgârları gönül âlemini coşturdukça ilahi bir feyz kapısı arar ve nihayetinde Bayezidi Bistami Hazretlerinin üveysisi olarak mânevi terbiyesi altına girer. Kendisi şöyle anlatır:“Ben her sabah Bâyezîd-i Bistâmî Hazretlerinin kabrini ziyaret eder, kuşluk vaktine kadar O'nun huzurunda dururum.”Bu meyanda Hasan Harakânî Hazretleri, huzurunda durduğu sürece Bâyezîd-i Bistâmî Hazretlerini görüyor ve gerekli olan maddi ve manevi tüm talimatları kendisinden alıyordu.Bir gün şöyle bir hadise yaşandı:“Bir kış mevsimiydi. Kabirlerin üzeri yağan karlarla örtülmüştü. O yıl çok kar yağmıştı. Kabrin üzeri sanki sancak gibi olmuştu. Kubbeler yükselmişti. Ebû’lHasan Harakânî Hazretleri çok üzüldü. Kederlendi. Tam o sırada kabirden bir ses işitildi:“Koşup Bana gelmen için seni çağırmaktayım.Uyanık ol, kendine gel ve Benim sesime doğru koş.Bütün âlem karla örtülmüş olsa bile sen yine de benden yüz çevirme!”

Tabakât kitapları İbni Sina ve Gazneli Mahmud gibi zatların Hasan Harakânî’yi ziyaret etmek için Harakân’a geldiklerini kayde­derler. Hatta Mevlâna’nın Mesnevî’sinde daha detaylı olmak üzere, birçok tabakat kitabında İbni Sina’nın ziyareti sırasında cereyan eden şöyle bir hâdise anlatılır: İbni Sina birkaç arkadaşıyla Hasan Harakânî Hazretlerini ziyarete gelir. Ancak evde olmadığını söyleyen hanımı sözlerine bir de, “Eğer onun için geldiyseniz ziyaretiniz boşuna gitmiştir, o sır sahibi olduğunu iddia eden bir delidir.” şeklinde incitici cümleler de ekler. “Geri dönelim, onu en iyi bilen hanımıdır.” diyen arkadaşlarını ikna ederek orman tarafına yönelen İbni Sina ve beraberindekiler, karşıdan odunları bir hayvana yükleyip gelen Hasan Harakânî Hazretlerini görürler. Yaklaştığında bineğin bir aslan olduğunu anlar ve hanımından duyduklarıyla tezat teşkil eden bu durumu sorarlar. O da: “Evdeki kurdun sıkıntısını çekmeyene dağdaki aslan hizmet etmez.” cevabını verir.

Gazneli Mahmud’un, Hasan Harakânî Hazretlerini ziyareti sırasında da cereyan eden bazı konuşma ve hâdiseler, farklı unsurlar katılarak ama özü değiştirilmeden birçok kaynakta zikredilmiştir. Detaya girmeden şu şekilde özetlemek mümkündür: Şeyh Harakânî’nin şöhretini duyan Gazneli Mahmud, adamlarıyla birlikte, biraz da onu imtihan maksadıyla Harakân’a gelir. Sultan, yanına geldiğinde Harakânî Hazretleri, ona özel bir ilgi göstermediği gibi, ayağa da kalkmaz. Sultan bazı sorular sorar ve şeyhi sınar. Aldığı tatminkâr cevaplar ve şeyhin mehabeti karşısında irkilir, endişesi sevgi ve saygıya dönüşür. Şeyhe bir kese altın ihsanda bulunmak isterse de, Harakânî Hz.leri bunu reddeder. Bu sefer, ‘ondan bir hatıra olsun diye’ herhangi bir eşyasını ister. Hasan Harakânî Hz.leri de sultana bir gömleğini verir. Görüşme tamamlandıktan sonra sultan, veda ederken Harakânî Hazretleri onu ayakta uğurlar. Sultan, şeyhin kendisini yolcu ederken ayağa kalktığını görünce sorar:

— Efendim, geldiğimizde ayağa kalkmadınız; ama yolcu ederken ayaktasınız. Sebebini öğrenebilir miyim?

— İlk gelişinizde padişahlık gururu ve bizi imtihan niyetiyle geldiniz. Ama şimdi tevazu hâliyle ayrılıyorsunuz. Tevazu hâline saygı gerekir.

“Bana nasihatte bulunun efendim” demesi üzerine Hasan Harakânî Hz.leri de: Dört şeye dikkat et; takva, cemaatle namaz, cömertlik ve halka şefkat, cevabını verir.

EbûlHasan HarakânîHazretleri bir gün Harkan Camii’ndeki kürsüsünde Rasulullah (sav) sevgisini şöyle anlatıyordu:

“Ey müminler! Günlük hayatınızı sakın Peygamberimizden (sav) ayrı yaşamayın. Efendimizle birlikte olun bütün gün boyunca…”

Sordular:“Nasıl O’nunla birlikte olabiliriz günlük hayatımızda?”

Şöyle açıkladılar:

“Günlük hayatınızı herhangi bir günaha bulaşmadan ya da bulaştığınız günahlardan tövbe ederek tamamlar, evinize günahsız olarak dönerseniz; şükürler olsun, bugün ben Peygamberimizle (sav) birlikte idim, diyebilirsiniz. Çünkü Sevgili Peygamberimiz günlük hayatını hatasız tamamlıyor, günahsız tamamlayanlarla da birlikte olacağını haber veriyor.”

Nakledilir ki bir İmam Irak’ta Hadis dinliyor ve aynı zamanda da öğreniyordu. Şeyh EbûlHasan Harakânî (ks) Hazretleri sordu:

– Burada isnadı daha âli (yüksek) olan biri yok mu? İmam:

– Öyle biri yok, dedi. HarakanîHazretleri:

– Ben ümmî (okuma-yazması olmayan) bir kişiyim, Hak Teâlâ bana her ne vermişse, minnet etmemiştir ama kendi ilmini bana verdi ve bunu minnet etti, dedi. İmam:

– Ey Şeyh! Sen kimden sema ediyor (işitiyor, dinliyor) ve hadis öğreniyorsun;diye sordu. HasanHarakânî Hazretleri:

– Rasulullah’tan (sav), dedi. Ama bu söz adamın hoşuna gitmedi, onu kabul etmedi. Gece rüyasında gördüğü Sevgili Peygamberimiz (sav) kendisine:

“Âlîcenâplar (civanmertler, temiz-asil-cömert yaradılışlı kimseler) doğru söyler“ dedi. Ertesi gün oldu imam yine hadis okuma işine başladı. Öyle bir yere geldi ki Harakânî Hazretleri ona:

– Bu peygamberin hadisi değildir, dedi. İmam:

– Nereden ve neyle biliyorsun;diye sordu. Harakânî Hazretleri:

– Sen hadis okumaya başladığın an Benim iki gözüm Nebî Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in iki kaşı üzerinde idi. Kaşlarını çatınca, bu hadisten teberri etmekte olduğu Bana malum oldu, diye karşılık verdi.

"Derviş kimdir?" diye soranlara:

- Hırka ve seccade ile derviş olunmaz, merasim ve âdetlerle Tasavvuf’a yol bulunmaz. Derviş, mahv ve fena ile benlikten geçendir. Zira abası ve hırkası olan pek çoktur. Lâzım olan kalp safiyetidir. Elbisenin ne faydası var? Çul giymekle ve arpa yemekle adam olunsaydı eşeklerin de adam olması gerekirdi. Çünkü onlar da çul giyer, arpa yerler. Bir gün bir adam gelip şeyhten hırka talebinde bulundu. Şeyh dedi ki:

"Bir erkek çarşaf giymekle nasıl kadın olmazsa, sen de hırka giymekle bu yolun eri olamazsın. Önce gönlünü arıtmaya bak!"

Bir günmüritlerine "en güzel şeyin ne olduğunu" sordu ve kendisi bunu şöyle açıkladı: "En güzel şey, devamlı zikreden bir kalptir. Çünkü bütün varlığını Allah istila etmiş bir kimse tepeden tırnağa her şeyiyle Allah'ı ikrar eder."

Mu’cemu’lBüldân müellifi Yakut el-Hamevî (ra) onun hicri 425’te 10 Muharrem Aşure gününde (Aralık 1034’te) 73 yaşında iken vefat ettiğini bildirmektedir. Kabri Kars ilimizde olup türbesi Allah dostlarına gönül veren âşıkların uğrak yeridir.

Rabbim cümlemizi ve bilcümle Ümmeti Muhammed’i rahmet, af ve mağfiretinden, Rasulü’nün şefaatinden, varislerinin himmet ve teveccühünden mahrum eylemesin.