106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

GÖKYÜZÜNDEKİ YILDIZLAR / Hz. Saîd Bin Zeyd [ ra]

Aşereyi Mübeşşere'den, yani hayatta iken Cennet ile müjdelenen on sahabeden biridir. Babasının adı Zeyd bin Amr ve annesi de Fatıma binti Bace’dir. NesebenRasulullah (sav) Efendimiz ile akraba olup, soyları Kâ’b bin Lüey’de birleşmektedir. Künyesi Said bin Zeyd bin Amr şeklindedir. Lakabı Ebu Aver ve Ebu Sevr’dir.

Cahiliye devrinde bile puta tapmayan, Allah’ın varlığı ve birliğine inanan, kız çocuklarının öldürülmesine şiddetle karşı çıkan bir babanın evladı olarak büyümüştür. Hz. Ömer’in kardeşi olan eşi Fatıma ile birlikte ilk iman edenler arasında yer almıştır. Evinde okunan Kur’an-ı Kerim’i dinleyen Hz. Ömer (ra) çok etkilenmiş, Rasulullah (sav) Efendimizi öldürmek üzere yola çıkmışken, iman etmiştir.

Said bin Zeyd, çocukluğunu inançlı ve putlara karşı olan bir aile ortamında yaşadı. Babası Zeyd, nübüvvetten evvel şiddetli bir şekilde putlara karşı çıktı. Mevcut inanca karşı olduğundan bir arayış içine girdi. Suriye taraflarına gitti ve burada Hz. İbrahim’in dinini devam ettiren "Hanif"ler ile tanışarak onlara bağlandı ve bu inanç üzere yaşadı. Mekke’ye geri geldikten sonra kız çocuklarının öldürülmemesi için büyük bir mücadele verdi. Birçok kız çocuğunun hayatının kurtulmasına vesile oldu. Oğlu Said’e, Allah’ın birliğine inanma konusunda sık sık telkinlerde bulundu. Sayıları binleri bulan putlara tapma yerine Allah’ın birliğine inanmanın gerekliliği üzerinde durdu. Rasulullah (sav) Efendimizin risalet ile görevlendirilmesinden kısa bir süre önce vefat etti.

Hz. İbrahim’in dinine inançlı bir babanın evladı olarak büyüyen Said’in İslam'a girmesi çok kolay oldu. Rasulullah (sav) Efendimizin daveti üzerine hiç tereddüt etmeden Müslüman oldu. Hanımı Fatıma da kendisi ile birlikte iman etti. Böylece ilk inananlar arasında yer aldılar. Hz. Ömer’in (ra)eniştesi ve kız kardeşi olan bu iki insan Hz. Ömer’den önce iman ettiler.

Rasulullah (sav) Efendimizin vücudunu ortadan kaldırmaya karar verenler arasında Hz. Ömer de yer almaktaydı. Alınan kararı uygulamak için yola çıktı. Bu arada kız kardeşi ve eniştesinin de Müslüman olduğunu öğrendi. Önce onları cezalandırmaya karar vererek evlerine gitti. Evin yanına vardığında daha önce hiç duymadığı bir sesle irkildi. Çünkü o sırada içerde Kur’an-ı Kerim okunuyordu. Kapıyı çaldı ve kulağına gelen sesin mahiyetini sordu. Telaşlanan Hz. Said, anlatmak istemediyse de Ömer durumu anladı ve eniştesini dövmeye başladı. Kocasının yardımına gelen kardeşini dövmekten çekinmedi. Hz. Fatıma; “Ömer, Ömer! Elinden geleni yap. Ben ve kocam artık Müslüman’ız. Allah’a ve Onun Resulüne iman ettik. Dinimizden de dönecek değiliz!” diyerek yüzüne haykırdı. Biraz sakinleşen Ömer, okudukları ayetleri istedi. Okur-yazar olduğu için kendisine verilen Tâhâ suresinin ilk ayetlerini okudu. Okuduğu ayetlerin anlam, belagat ve emsalsizliğine hayran kaldı. Kalbi yumuşamış bir halde buradan ayrılarak Rasulullah’ın bulunduğu yere doğru hareket etti ve iman edip kelimeyi şehadet getirerek Müslüman oldu.

Hz. Said bin Zeyd de diğer Müslümanlar gibi müşriklerin zulmünden nasibini aldı. Hicret’e müsaade edilmesi ve Rasulullah’ın izniyle önce Habeşistan’a hicret etti. Daha sonra da Medine’ye giderek Rasulullah (sav) Efendimizin yanına vardı. Bedir Savaşı hariç Rasulullah (sav) Efendimiz ile birlikte tüm savaşlara katıldı. Bedir Savaşı’ndan evvel Ebu Süfyan hakkında, Talha bin Ubeydullah ile birlikte bilgi toplamakla görevlendirildiği için savaşta bulunamadı.

Rasulullah (sav) Efendimizin yakınında bulunmaya büyük gayret sarf etmesi sahabelerin dikkatini çekti. Said bin Cübeyr (ra); “Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Talha, Zübeyr, Sa’d, Abdurrahman bin Avf ve Said bin Zeyd (ra) cihad sırasında Rasulullah’ın önünde çarpışıyor, namazda ise arkasında yer alıyorlardı” demek suretiyle müşahedelerini aktardı.

Hz. Said’i çok seven Rasulullah (sav) Efendimiz kendisine iltifatlarda bulundu. Hayatta iken Cennet’le müjdelenen ve AşereyiMübeşşere’den olanları saymaya başlayan Rasulullah (sav) Efendimiz; Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Zübeyr, Talha, Abdurrahman bin Avf, Ubeyde bin Cerrah, Sa’d bin EbiVakkas isimlerini sıraladıktan sonra durdu. Onuncusu kim diye sorulunca da, “Said bin Zeyd Cennette’dir” buyurarak müjdesini verdi.

Kırk sekiz hadis rivayet eden Said bin Zeyd’in, naklettiği hadislerden bir tanesi olarak “Rasulullah Aleyhissalâtü Vesselâm, Ebu Bekir-i Sıddık, Ömerü'lFaruk ve Osman-ı Zinnûreyn ile Uhud Dağı’nın başına çıktılar. Uhud Dağı, onların heybetinden -veya sevincinden- titredi, kımıldandı. Rasulullah Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etti ki: “Dur ey Uhud! Şüphesiz üzerinde bir peygamber, bir sıddik ve iki de şehit var.” hadisi gelecekte olacaklara işaret edişi ile dikkat çekicidir.

Rasulullah (sav) Efendimizin vefatından sonra da büyük hizmetler gören Hz. Said bin Zeyd, ashabın önemli şahsiyetlerindendir. Halife seçimlerinde ihtilafları önlemek ve doğabilecek sorunları ortadan kaldırmak için büyük bir gayret saffetti. İslam ile tanışmasına vesile olduğu Hz. Ömer’in halifeliğini gördüğü gibi şehit edilmesine de tanık oldu ve gözyaşlarına hâkim olamadı. Sebebi sorulduğunda; İslam için ağladığını, Ömer’in şehit edilmesiyle İslam’da bir gedik açıldığını ve bunun kıyamete kadar kapanmayacağını belirterek, Hz. Ömer’in (ra) eşsizliğini dile getirdi.

Hz. Osman’ın halifeliğini de gördü ve kendisine biat etti. Daha sonra Müslümanlar arasında yayılan fitneden büyük rahatsızlık duydu. Özellikle sahabeler aleyhinde ileri geri konuşulmasından ve yapılan bazı saygısızlıktan dolayı çok üzüldü. Bu tür hadiselere müdahale ederek ikazlarda bulundu.

Halifeler döneminde önemli hizmetlerde bulunan Hz. Said bin Zeyd, Ecnadeyn Savaşı’nda süvari birliğinin kumandanlığını yaptı. Fihl Savaşı’nda da piyade birliğini yönetti. Şam’ın kuşatılması ve fethedilmesinde de bulundu. Bunların dışında Yermük muharebesine katıldı.

Hayatı boyunca İslam’a hizmet ederek sade bir hayat yaşayan, idari mevkilerde görev almamaya çalışan Hz. Said bin Zeyd, "duası kabul edilen kişilerden birisi" olarak tanındığından, insanlar kendisini kırmamak için dikkatli davranmıştır.

Hicret’in 51. yılında Medine yakınlarında bulunan Akik’te yetmiş yaşını geçmiş birisi olarak vefat etti. (Miladi: 671)

Cenazesi Sa’d bin Ebi Vakkas tarafından yıkanıp kefenlenirken, cenaze namazını da Abdullah bin Ömer kıldırdı.