106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

MESNEVİDEN / PEYGAMBER EFENDİMİZİN; “BUGÜN NASILSIN, NASIL KALKTIN?” DİYE ZEYD’E SORMASI, ONUN DA; “İNANARAK SABAHLADIM YA RESULALLAH.” DİYE CEVAP VERMESİ

Efendimiz (sav), bir sabah Zeyd Hazretlerine; “Ey tertemiz dost, nasıl sabahladın, nasıl kalktın?” diye sordu. Zeyd; “Mümin bir kul olarak.” Cevabını verince, Efendimiz (sav) O’na; “Eğer iman bahçen yeşerdi, gülleri açıldı ise, bunun belirtileri nedir? Bu hali nasıl elde ettin?” diye buyurdu. Zeyd dedi ki; “Günlerce aç, susuz bulundum, geceleri de Allah (cc) aşkı ve ayrılık ateşi ile yanıp yakıldığım için uyuyamadım. Mızrağın ucu kalkanı nasıl deler geçerse, Ben de gündüzlerden gecelerden öyle geçtim, onlara ve onlarda geçen hadiselere bağlanıp kalmadım. Bu yüzden gecesi gündüzü olmayan öyle bir âleme ulaştım ki orada bütün şeriatlar, bütün dinler birdir. Bir saat ile yüz binlerce yıl birdir.  O ehadiyet âleminde, ezel ile ebed birleşmiştir. Fakat anlayışsızlığı yüzünden akıl oraya yol bulamaz.”

Hazreti Peygamber (sav) buyurdu ki: “O gittiğin yoldan, o âlemden bu âlem halkına akılları ereceği, anlayabileceği ne armağan getirdin?” Zeyd dedi ki: “Bu âlem halkı gökyüzünü nasıl görüyorsa, Ben de Ârş’ı ve Ârş’ta bulunanları öyle görüyorum. Puta tapanın karşısında putun durduğu gibi, sekiz Cennet ile yedi Cehennem karşımda duruyor. Değirmende buğdayı arpadan ayırt edercesine halkı bir bir tanıyorum. Cennetlik kimdir? Cehennemlik kimdir? Bence balık ile yılan arasındaki fark gibi belirlidir. “O gün, bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır.” (Âl-i İmran 106) ayetinin beyan buyurduğu sırrı, daha şimdiden halkın yüzlerinde okumadayım.”

Zeyd: “Ya Rasulullah!Ben bu dünya halkının, kadın olsun, erkek olsun, mânevî mahiyetlerini, kişiliklerini kıyâmet gününde imişler gibi apaçık görüyorum. Gördüklerimi hemen söyleyeyim mi? Yoksa susayım mı?”,dedi. Efendimiz (sav), mübarek dudaklarını ısırmak suretiyle “Yetişir” işareti verdi. Zeyd; “Ya Rasulullah!” dedi. “Haşrin sırrını söyleyeyim de dünyada kıyâmeti bugün koparayım mı? Müsaade et de halkın gözündeki gaflet perdelerini yırtayım da Bende bulunan ilâhi cevher güneş gibi parlasın. Parlasın da güneş bile nurumdan kurtulsun, kararsın, görünmez olsun meyvelerle dolu olan hurma ağacı ile meyvesiz çıplak söğüt ağacı arasındaki farkı göstereyim. Kıyametin sırrını açığa vurayım da ayarı tam altın ile bakır katılmış para belli olsun. Defterleri soldan verilen, elleri kesilmiş suçluları; kâfirlik rengi ile hile ve nifak rengini göstereyim. Tutulmaktan ve eksilmekten uzak olan bir Ay’ın ışığında, yedi nifak deliğini, yani Cehennem’in yedi kapısını göstereyim.

Ben orada suçluların ne çirkinliklere bürüneceklerini göstereyim. Peygamberlerin davul seslerini duyurayım. Cehennem’i, Cennetleri, berzahı kâfirlerin gözleri önüne apaçık sereyim. Çoşkun ve taşkın bir halde bulunan “Kevser” havzını göstereyim de suyu halkın yüzüne serpilsin, sesi de kulaklarına ulaşsın. Susamış kimselerin o havz etrafında koşuştuklarını açıkça göstereyim. Şu anda, onların omuzları, benim omuzlarıma sürünmekte, bağrışmaları kulağıma gelmektedir. Cennetlik olanlar sevinçlerinden gözümün önünde kucaklaşıyorlar. Birbirlerini makamlarında ziyaret edip öpüşüyorlar. Kulaklarım Cehennem’de olanların “ah vah” diye inleyip, feryat etmelerinden sağır oldu. Bu söylediklerim ancak işaretlerden ibarettir. Daha da söyleyeceğim, ama Efendimiz (sav)’in huzursuz olmasından, üzülmesinden korkuyorum.”

Zeyd Hazretleri böylece kendinden geçmiş bir halde kırık dökük bir şeyler söyleyip duruyordu. Efendimiz (sav), mübarek eliyle, sus demek ister gibi O’nun yakasını çekti.“Kendine gel, ey Zeyd!” diye buyurdu. “Atın gemini azıya aldı. Dizginleri çek.”“Allah gerçeği söylemekten çekinmez.”(Ahzab suresi; 53) ayeti tecelli etti de sakınma ortadan kalktı. “Bu sözün sonu yoktur. Ey Zeyd kalk!Söz burakını bağla. Artık konuşmasın. Çünkü söz, ayıpları meydana çıkarır, gizli olan şeylerin perdelerini yırtar. Bazı şeylerin bir zaman gizli kalmasını, ehli olmayanların onları bilmemesini Allah (cc) da ister, bu sebeple dilini tut sırlar yolunu kapat. Atını hızlı sürme, dizgini çek; sırların, hakikatlerin gizli kalması daha iyi. Herkesin kendi zannı ile sevinmesi daha hoş. Cenâb-ı Hak kendi rahmetinden ümit kesenlerin bile kulluktan yüz çevirmemelerini ister. İster ki onlar da Hakk’ın ibadeti ile şereflensinler ve taatiyle meşgul olsunlar. Cenab-ı Hak ister ki onlar da bir ümide kapılsınlar, birkaç gün O, ümidin peşinden koşup dursunlar. Allah’ın rahmeti, merhameti herkesedir, her şeyedir. Bu yüzdendir ki, O rahmetinin iyi kötü herkese ulaşmasını ister. Allah her beyin, her kölenin hem ümide kapılmasını, hem de kendinden korkup çekinmesini ister. Herkes, görünmeyen âlemden gelen bir lütufla, bir iyilikle beslensinler diye korku ile ümit, perde arkasına gizlenmişlerdir. Ümit ile korku perdesini yırttığın zaman, görünmeyen âlem bütün gösterişiyle meydana çıkar.”