106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

ESMA-ÜL HÜSNA / El-BA'İS (cc)

              El-Bais (cc): “Ölümden sonra dirilten, ölüleri diriltip kabirlerinden çıkaran…”

 "Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah'ın ayetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) ken­dilerini temizleyen, kendilerine kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle Allah, mü'minlere büyük bir lütufta bulunmuştur." (Ali İmrân/164)

 Peygamberleri müjdeci ve korkutucu olarak gön­deren Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir. Onların içerisinden seçilipte Allah’ın ayetlerini insanlara haber veren, ümmi peygamber Cenab-ı Muhammed Mustafa (sav)’yı gönderen Allah'a hamdolsun. O Allah Resulü Muhammed-ül Mustafa (sav) ki gönderilenlerin en hayırlısıdır. Sübhan (cc), insanları öldükten sonra tekrar diriltecektir; “Çünkü kıyamet muhakkak gelecektir. Onda hiçbir şüphe yoktur ve şüphesiz Allah kabirdeki kimseleri diriltecektir.” (Hac/7)

"El-Ba'is (cc)'in manasının, "duranı harekete geçiren" anlamında olması da caizdir. Zira Hak Teâlâ, akıldan geçirileni, gayb âlemindeki şeyleri harekete geçiren­dir.

İbn-i Mace'den gelen bir hadiste Peygamberimiz (sav) yatağa girdiği zaman sağ elini sağ yanağının altına koyduktan sonra:

"Ey Allah'ım! Beni öldükten sonra dirilttikten sonra veya kullarını topladığın za­man koru" buyurdu.

Rasulullah (sav) Efendimiz uykudan uyandığı zaman da:

"Bizi öldürdükten sonra tekrar dirilten Allah'a hamd olsun. Dönüş O'nadır." diye dua etmiştir.

Allah-u Teâlâ insanları, ölüp toprak olduktan sonra dirilte­rek kabirlerinden kaldıracak "Mevkıf-ı Arasat" denilen çok ge­niş, dümdüz, ağaçtan, binadan tamamıyla boş bir yere çıkara­caktır. Yani dünyaya geliş gibi, bölük bölük ve birbirlerinden doğup türeme suretiyle değil, belki ilk insandan son insana kadar dünyaya ne kadar insan gelmiş geçmişse, hepsi birden kabirlerinden Arasat meydanına çıkarılıvereceklerdir. Ahiret günü yahut kıyamet günü denilen ve Kur'ân'da bunlardan başka daha birçok adları olan gün, işte budur. İmânın köklerinden biri olan (Ve'l-ba'sü bâ'de'l-mevt) de budur. Haktır ve gerçektir, muhakkak surette olacaktır. Allah-ü Teâlâ, bu hakikati bütün indirdiği kitaplarda bildirmiş, bütün peygamberlerin diliyle insanlara duyurmuştur. Böyleyken insanlar içinde ahiret akidesini inkâr eden bir sınıf hiç eksik olmamıştır. Her peygamber ümmetine bu akideyi haber verdikçe bu inkârcılar: (Olur şey değil...) diye bu mühim haberi büyük bir şaşkınlık­la karşılamışlardır. Kur'ân'ın da hemen her suresinde bu mev­zua dair ayetler vardır. Çok defa münkirlerin ağzından:

"Öl­düğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz vakit mi, biz mi diriltilecekmişiz? Evvelki atalarımız da mı?" dedikleri hikâye edildikten sonra Allah-ü Teâlâ, Resulüne fer­man buyuruyor ki:

Onlara de ki:

"Evet, siz diriltileceksiniz; hem de sizler çok hor ve hakir olarak… Çünkü o iş bir kumandadan ibarettir. Derhal bütün ölülerin gözleri açılıverir.

O zaman:

Eyvah bizlere, işte ceza günü, derler. Onlara denecek:

“Evet, bu, işte sizin yalan dediğiniz fasıl gü­nü."

 

Übeyy b. Halef adında bir ahmak bir gün elinde, toprak al­tında çürümüş bir kemik parçasıyla, Peygamberimiz Muhammed-ül Mustafa sallâllâhu aleyhi ve sellem Efendimizin huzuruna gelerek kemiğin bir parçasını parmakları arasında ezip toz hâline getirdikten sonra:

"Allah, bunu böyle çürüdükten sonra diriltir der mi­sin?" demiş.

"Evet, seni de diriltir ve ateşe kor," buyurmuştur. Hatta bu hadise, "Yasin" suresinin sonlarındaki birkaç ayeti kerimenin inmesine sebep olmuştur.

Toprağın altında milyarlarca habbeciklerin ölüler gibi yatıp dururken, bahar mevsiminde yağan yağmurlar sebebiyle, o cansız kapkara topraklardan, hadsiz hesapsız nasıl bir nebatat âleminin fışkırıp çıktığını da her sene görüp dururken, ölüle­rin dirileceğinde şüpheye düşmeye hiç hakkımız yoktur. Çün­kü Yaradan yine yaratabilir. Kur’anı Kerim’in de Cenab-ı Hak;

            Yüce Allah, ilk insan olan Hz. Âdem’i yoktan ve topraktan yaratmıştır. Buna kadir olan Allah yeniden diriltmeye kadirdir.” (Rum: 30/27)

            “Hz. İsa'yı babasız yaratmaya kadir olan Allah, öldükten sonra da diriltmeye kadirdir.” (En­biyâ: 21/92)

“Kâinatta bulunan bitki, ağaç, meyve ve sebzelerin yeniden dirilmeleri de bunu ispat eder.” ( Rum: 30/19)

 

Yüce Allah nefislerin uyku halinde canlarını alır, daha sonra onları dirilterek uyandırır. Rasulullah (sav) Efendimiz bir hadisinde: “Rabbimiz Allah-ü Teâlâ gecenin son üçüncü kısmında dünya semasına in­erek: “Kim Beni davet ediyor ise Ben ona icabet ederim.” Benden bir şey is­teyene istediğini veririm. Benden tövbe dileyeni affederim.” buyurur. Hak Teâlâ bu hitabıyla insanları gecenin son üç kısmında dirilterek kullarının ibadetlerini yapmaları için uyarır. Azm Ehlinin dünya ve ahiret borçlarını ödemeleri için Bâis adıyla onları uykularından diriltir.

Şunu bil ki Hak Teâlâ’nın mevcudatı diriltmesi tabii bir diriltmedir. Bunun tabii olmayanı, tabiatta sunnî ve gayri tabî yetişmektedir. Gecenin son kısımlarında güneş doğmaya yönelirken mevcudatın tabiatları bunu hissetmekte, yani bu hararetin süflî âlemin harareti münasebetiyle bun­dan neşet eden hararet harekete geçerek hayata döner. İşte bu durum Hay adına dayanan Muhyî adının işidir. Bunu hissettiğin takdirde tabiatıyla harekete geçmiş olursun.

Nitekim Hak Teâlâ da bu durumu kendi sözüyle karşılamakta; “Beni davet eden yok mu ona icabet edeyim? Benden bir şey isteyene istediğini ve­reyim. Bana tövbe eden yok mu onu affedeyim?” İşte bu söz lisanı haliyle O'nun sözüdür. Keza O'nun nüzulü de davet edenin ve kendisinden bir şey isteyenin, tövbe edenin ahkâmına uygun bir iştir. Allah ehli ise bunun ha­kikatini görebilmektedir. Zira Hak Teâlâ canlandırıcı olup, uyuma halinden onları uykularından uyandırır. Onlara ik­tizalarının icabı maksatlarına yönelmek için zâtı bir istekle Bâis adından yardım isteğinde bulunur ve Bais adı da bu isteğe icabet eder. Zira bu isteğin sebebi ve müsebibi Bâis adıdır. Faniliği isteyenler bu adı zikir etmez…

 

Toprağa karışmada işte her gün yüz adam,

Hiç ibret almıyorsun, yok bir ölümsüz adam!