106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

NEBİLER SİLSİLESİ / MUSA ALEYHİSSELAM (4. Bölüm)

          “Andolsun Musa'yı: "Kavmini karanlıklardan nura çıkar ve onlara Allah'ın günlerini hatırlat" diye ayetlerimizle göndermiştik. Şüphesiz bunda çokça sabreden ve şükreden herkes için gerçekten ayetler vardır.” (İbrahim Suresi, 5)

Kızıldeniz'i Geçtikten Sonra

 

Musa (as) benî İsrail’i Kenan diyarına doğru götürdü. Yolda giderken puta ve öküze tapan bir kavim gördüler. Bazıları:

“Ya Musa! Bize de böyle bir şey yap da ona tapalım!” dediler.

Hazreti Musa, onlara nasihat etti:

“Allah sizi bir zulümden kurtardı. Kıptîler sizin oğullarınızı öldürüyor ve kızlarınızı hizmetçi olarak kullanıyorlardı. Buna rağmen siz Allah’a isyan edip O'na karşı şirke mi dalacaksınız?” dedi.

Allah-ü Teâlâ buyurur:

“İsrailoğullarını denizden geçirdik. Orada kendilerine mahsus birtakım putlara tapan bir kavme rastladılar. Bunun üzerine:

–Ey Musa! Onların ilâhları olduğu gibi, Sen de bizim için bir ilâh yap, dediler.

Musa:

«Gerçekten siz cahil bir toplumsunuz!» dedi.” (A'râf, 138)

“Şüphesiz bunların içinde bulundukları (din) yıkılmıştır; yapmakta oldukları da batıldır.

Musa dedi ki:

–Allah sizi âlemlere üstün kılmışken, Ben size Allah’tan başka bir ilah mı arayayım? Hatırlayın ki size işkencenin en kötüsünü yapan firavunun adamlarından sizi kurtardık. Onlar oğullarınızı öldürüyorlar, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. İşte bunda sizin için Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardır.” (A'râf, 139-141)

 

Musa Aleyhisselam, 12.000 kişilik iki ordu yaptı. Mısır'a gönderdi. Çocuk, hasta ve yaşlılardan başka kimse kalmamıştı. Ordunun birinin başında Yuşa bin Nûn (as), diğerinde de Kâlib bin Yuhne kumandanlık ediyordu. Ganimetlerle döndüler. Taşıyamayacaklarını sattılar. Artık kıptîler tamamen perişan olmuşlardı. Bu durum, ayeti kerimelerde şöyle anlatılır:

“(Sonunda) biz onları (firavun ve kavmini) , bahçelerden, pınarlardan, hazinelerden ve değerli bir yerden çıkardık.” (Şuara, 57-58)

 

“Hor görülüp ezilmekte olan o kavmi (yahudileri) de, içini bereketle doldurduğumuz yerin doğu taraflarına ve batı taraflarına mirasçı kıldık. Sabırlarına karşılık Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz yerine geldi. Firavun ve kavminin yapmakta olduklarını ve yetiştirdikleri bahçeleri helâk ettik.” (A'râf, 137)

 

“Böylece bunlara İsrailoğullarını mirasçı yaptık.” (Şuara, 59)

 

“Onlar geride nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler bırakmışlardı.

 

İşte böylece Biz de onları başka bir topluma miras bıraktık.

 

Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.” (Duhân, 25-29)

 

Cenâb-ı Hak, kahr-ı ilâhîye duçar olan toplumların hazin akıbetlerini ve tarihin çöplüğünde kaybolup gitmelerini, aşağıdaki ayeti kerimede ne güzel tasvir eder:

“Biz, onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Sen, onlardan herhangi birinden (bir varlık emaresi) hissediyor veya onlara ait cılız bir ses işitiyor musun?” (Meryem, 98)

 

Musa Aleyhisselam, kavmini Kenan diyarına götürmek için yola çıkmıştı. “Arz-ı Mev'ûd” denilen yere yerleşeceklerdi. Musa Aleyhisselam, her koldan bir temsilci seçti. Yuşa bin Nûn ve Kâlib bin Yuhne'nin reisliğinde oradaki kavmi keşfe gönderdi. Gidenler, Amâlika kavmini çok güçlü buldular. Fakat bunu, herhangi bir korkuya sebebiyet vermemesi ve hâlet-i rûhiyelerinin bozulmaması için kavimlerine anlatmamak üzere anlaştılar. Zaten Musa Aleyhisselam’da, onlara böyle yapmalarını tembihlemişti. Ancak Yuşa bin Nûn ve Kâlib bin Yuhne'nin dışındakiler, durumu kavimlerine anlattılar. İsrailoğulları da harb etmekten kaçındı:

 

“ (Musa şöyle dedi:)

 

–Ey kavmim! Allah’ın size (vatan olarak) yazdığı mukaddes toprağa girin ve arkanıza dönmeyin, yoksa hüsrana uğramış kimseler olarak dönersiniz!

 

Onlar:

 

–Ya Musa! Orada zorba bir toplum var! Onlar oradan çıkmadıkça, biz oraya asla girmeyeceğiz. Eğer oradan çıkarlarsa, biz de hemen gireriz, diye cevap verdiler.” (Mâide, 21-22)

 

“Korkanların içinden Allah’ın kendilerine lütufta bulunduğu iki kişi şöyle dedi:

 

–Onların üzerine kapıdan girin; oraya bir girdiniz mi, artık zaferi kesinlikle kazanmış olursunuz. Eğer müminler iseniz, ancak Allah’a güvenin.” (Mâide, 23)

 

“ (Nankör israil kavmi ise):

 

–Ey Musa! Onlar orada bulundukları müddetçe, biz oraya asla girmeyiz; şu durumda Sen ve Rabbin, gidin savaşın! Biz burada oturacağız, dediler.” (Mâide, 24)

 

Çünkü firavunun zulmünden kurtulduktan sonra o kötü günleri unutan israiloğulları, dünya nimetlerine kavuşmuş ve rahata alışmışlardı. Dünyevî istek ve arzularını artırmışlar, Hazreti Musa’dan kudret helvası ve bıldırcın eti istemişlerdi. Bu nimetler, kendilerine her gün bahşedildi. Bunlara ilâveten Musa Aleyhisselam asası ile taşa vurmuş oradan da on iki pınar fışkırmıştı.

 

Cenâb-ı Hak buyurur:

“Ve sizi bulutla gölgeledik; size kudret helvası ve bıldırcın gönderdik: «Verdiğimiz güzel nimetlerden yiyiniz!» (dedik) . Hakikatte onlar, Bize değil, sadece kendilerine nankörlük ediyorlardı.” (Bakara, 57)

 

“Musa (çölde) kavmi için su istemişti de Biz O'na:

«–Değneğinle taşa vur!» demiştik. Derhal (taştan) on iki pınar fışkırdı. Her bölük içeceği kaynağı bildi. (Onlara):

«Allah’ın rızkından yiyin, için, sakın yeryüzünde bozgunculuk etmeyin!» dedik.” (Bakara, 60)

 

“Biz israiloğullarını oymaklar hâlinde on iki kabileye ayırdık. Kavmi kendisinden su isteyince, Musa’ya: «Asanı taşa vur!» diye vahyettik. Derhal ondan on iki pınar fışkırdı. Her kabile içeceği yeri belledi. Sonra üzerlerine bulutla gölge yaptık; onlara kudret helvası ve bıldırcın eti indirdik. (Onlara dedik ki):

«Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yiyin!» Ama onlar (emirlerimizi dinlememekle) Bize değil, kendilerine zulmediyorlardı.” (A'râf, 160)

 

“Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık! Tûr'un sağ tarafına (gelmeniz için) size vade tanıdık ve size kudret helvası ile bıldırcın eti lütfettik.

Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyiniz; bu hususta taşkınlık ve nankörlük de etmeyiniz; sonra sizi gazabım çarpar! Her kimi gazabım çarparsa, hakikaten o, yıkılıp gitmiştir.

Şu da muhakkak ki Ben, tövbe eden, inanan ve sâlih amel işleyen, sonra doğru yoldan giden kimseyi bağışlarım.” (Tâhâ, 80-82)

 

İsrailoğulları ise, isteği bitmeyen, şükürsüz ve sabırsız bir kavim oldukları için yine peygamberlerine yük olmakta devam edip nankörlük ediyorlardı. Nitekim aşağıdaki ayeti kerime, bu kavmin nankörlüğünü açık bir şekilde sergiler:

“Hani siz (verilen nimetlere karşılık) :

–Ey Musa! Bir tek yemekle yetinemeyiz; bizim için Rabbine dua et de yerin bitirdiği şeylerden; sebzesinden, hıyarından, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından bize çıkarsın, dediniz.

Musa ise:

–Daha hayırlı olanı daha değersiz bir şey ile değiştirmek mi istiyorsunuz? O hâlde şehre inin! Zira istedikleriniz sizin için orada var, dedi.

İşte (bu hâdiseden sonra) üzerlerine aşağılık ve yoksulluk damgası vuruldu. Allah’ın gazabına uğradılar. Bu musibetler (onların başına) , Allah’ın ayetlerini inkâra devam etmeleri, haksız olarak peygamberleri öldürmeleri sebebiyle geldi. Bunların hepsi, sadece isyanları ve taşkınlıkları sebebiyledir.” (Bakara, 61)

 

“ (Nihayet) Musa:

–Rabbim! Ben kendimden ve kardeşimden başkasına hâkim olamıyorum; bizimle, bu yoldan çıkmış toplumun arasını ayır, dedi.

Allah:

–Öyleyse orası (Arz-ı Mukaddes) onlara kırk yıl yasaklanmıştır; (bu müddet içinde) yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Artık Sen, fâsık toplum için üzülme, dedi.” (Mâide, 25-26)

 

“And olsun ki Allah, israiloğullarından söz almıştı. (Kefil olarak) içlerinden on iki de temsilci göndermiştik. Allah onlara şöyle demişti:

–Ben sizinle beraberim. Eğer namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, peygamberlerime inanır, onları desteklerseniz ve Allah’a güzel borç verirseniz (ihtiyacı olanlara Allah rızası için faizsiz borç verirseniz), and olsun ki sizin günahlarınızı örterim ve sizi, zemininden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Bundan sonra kim inkâr yolunu tutarsa, doğru yoldan sapmış olur.” (Mâide, 12)

 

Fakat benî israil kavmi, Allah’ın kendilerine bahşettiği nimetlere nankörlük ediyor ve ülü'l azm peygamberlerin üçüncüsü olan Hazreti Musa’ya tavır koymaya devam ediyorlardı. Hatta peygamberlerine:

“Sen Rabbinle beraber savaşa git; harp et ve kazan! Ondan sonra biz de Senin ardından geliriz!” diyecek kadar küstahlaşmışlardı.

 

Bu sebeple Cenâb-ı Hak, onları kırk sene boyunca sıkıcı ve dar bir yer olan Tih Sahrasında kalmaya mahkûm etti.

 

Bu mekândan ne zaman çıkmaya çalışsalar, dönüp dolaşıp yine aynı dairenin içine giriyorlardı. Tâ ki, yeni bir nesil yetişti...

 

Nihayet, bu imanlı ve zinde nesil ile oradaki zorba kavme galip gelinip Arz-ı Mev'ûd'a girildi. Artık Şeria Nehri'nin doğu kıyısındaki yerler ele geçirilmiş ve Arz-ı Mev'ûd'a yerleşilmişti. Böylece Musa Aleyhisselamın vaadi yerine geldi.