106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

MÜMİNE ANNELERİMİZ / DESTİNE HATUN

            On yedinci yüz yılda bir sabah namazı vaktiydi… Şeyh Muhammed’in hanımı müjdeler dolusu bir rüya görmüştü. Rüyasında dergâhın ileri gelenlerinden Şey Divani Hazretleri kendisine iki tane bilezik vermişti. Bu bileziklerden birinin kendisine, diğerinin de doğacak kızlarına ait olduğunu söylemişti. Bu rüya ile Şeyh Muhammed, doğacak çocuklarının veliyullahtan olacağını anlamıştı. Ne büyük bir müjdeydi.

İşte kaderi ezelden Mevla’ya dostluk olarak takdir edilen bu bebeğin adı kulağına ezanlar okunarak Destine koyulmuştu. Destine, kaderi önceden belli olan demekti.

Destine Hatun Konya da Mevlevi dergâhında yetişen hanımlardan biridir. Babasının gözetiminde Tasavvuf terbiyesi alarak yetişmiştir. Ahlak ve ilimde zamanının en ileri gelenlerinden sayılır.

Destine Hatun küçük yaşından itibaren Allah-ü Teâlâ'nın beğendiği işleri yapmak hususunda kendisiyle yarışırdı. Babasından; tefsir hadis ve medreselerde okutulan bütün ilimleri öğrenerek dergâhın ünlü âlimlerinden biri oldu. Aynı zamanda hafız olan Destînâ Hâtun, hayatının büyük kısmını ilim tahsiline harcamış, Mesnevî’nin hikmetlerini öğrenmiş ve aynı zamanda başkalarına da öğretmekle meşgul olmuştur. Ferasetiyle dünyanın süsünün ve lezzetinin faniliğini görerek kendisini ibadet ve salih amellere vermişti.

O Mevlana Celâleddîn-i Rûmî Hazretlerinin türbesi yakınlarında dar ve karanlık bir odada yaşardı. Gündüzleri oruç tutar vakitlerini Allah-ü Teâlâ'yı anmakla geçirirdi. Allah korkusu ile gözyaşları dökerdi. Sürekli nefsinin istediklerinin tersini yaparak ona muhalefet ederdi. Onun bu hallerini görüp gönülleri razı olmayan sâlihâ hanımlar; "Kendinize çok eziyet ediyorsunuz. Birazcık bedeninizin rahatını düşünseniz olmaz mı?" dediklerinde onlara önce Kur’an-ı Kerim’den, “Nefis… Var gücüyle kötülüğü emredendir."(Yusuf,53) ayeti kerimesini okur daha sonra; ” Bunlarsız olmaz. Binicinin serkeş dik başlı itaatsiz ata yumuşaklık yapması onun serkeşliğini arttırır." diye cevap verirdi.

Destine Hatun, Kur’an ve Sünnet’ten asla taviz vermezdi. Daima takva üzere yaşardı.

O dönemde dünyanın dört bir yanında Mevlevi dergâhları açılmıştı. Karahisar Mevlevî Dergâhına da ait vakıflar vardı ve dergâha mensup kimseler tarafından işletiliyordu. Devlet Mevlevîleri bazı yükümlülüklerden muaf tutmuştu. O sırada Karahisar sancağı valisi bazı kötü kimselerin teşviki ile devletin Mevlevîlere tanıdığı muafiyet hakkına riayet etmeyip sırf onların mallarını müsadere etmek için iftira ile zengin olanları yakalatıp hapsettirerek mallarına el koydu. Bunların çoluk-çocuğu gelip durumlarını Destîne Hâtuna anlattılar. O da; "Eğer vali onları hapisten çıkarmazsa yakalanacağı hastalıktan kurtulamaz." diyerek gelenleri teselli etti. O sırada vali çeşitli yerlerinden rahatsızlandı. Doktorlara gidip ilaç kullandıkça hastalığı daha da arttı. Valinin hanımı Destîne Hâtun’u sever ve O’na hürmet gösterirdi. Kocasının rahatsızlığına çare bulunamayınca Destîne Hâtun’dan dua istemeye gitti. Destîne Hâtun; "Sevdiklerimiz hapisten ve ayakları zincirden kurtulmadıkça murat hâsıl olmaz." dedi. Valinin hanımı bunları işitince kocasının hastalık sebebini ve o kadar tedavi görmesine rağmen niçin iyileşmediğini anladı. Durumu kocasına bildirince derhal hapsettiği o şahısları serbest bıraktı. O anda iyileşti ve yaptığına pişman oldu. Allah-ü Teâlâ'nın lütfu ile hastalıktan kurtulmasının şükrânesi olarak dergâhta bulunanlara ikramda bulundu.

Destîne Hâtun'un bedeni zayıf idi. Bir kere yanına gelenler bir tek post üzerine oturduğunu ve üzerinde eski bir elbise olduğunu gördüler. "Bedeninizi rahat tutacak birkaç elbise ile birkaç yaygı alsak." dediklerinde; "Biz postu Allah-ü Teâlâ'nın yolunda ayağımızın altına koyduk. Üstelik bu Allah yolunda kurban olan koyunun postudur. O binlerce güzel elbiseden daha iyidir." buyurarak dervişlerin post üzerine oturmalarının sırrını da beyan etmişlerdir.

Seksen senelik ömrünü hep Allah-ü Teâlâ ile beraber bulunarak zikrullah ve ibadetle geçirdi. Bu halde iken vefat etti.

Çok üstün özelliklere ve yüksek ahlaka sahip olan Destînâ Hâtun’un kabrinin, mevlevîhânede Hızır Şah’ın ayakucunda olduğu belirtilmektedir.

Destine Hatun’un Mesnevi’den aktardıklarından bazıları:

*Kim seviyorsa, bil ki seviliyordur.

*Her ağlamanın sonu gülmektir.

*Akarsu neredeyse orası yeşerir. Gözyaşı varsa rahmet gelecektir.

*Gam görünce istiğfar et. Çünkü gam Yaratıcının emri ile tesir eder. Allah dilerse bizzat gam ve sıkıntı sana neşe bile olabilir.

* Fakirlik korkusu insanları hırs ve emele lokma yapmıştır. Ayaklarının altına al ki yüzüp gidesin.

*İçi kötü olanın ayıbını deri örter. İçi iyi olanın ayıbını gayb âlemi örter.

*Manasız söz; suya yazılan yazıdır.

*Kaza gelince bilgi ve tedbir uykuya yatar.

*Zalimin zulmü karanlık kuyudur. Sonunda içinde boğulur.

*İnsanlardan gördüğün zulümler senin huyundur. Sen kendi huyunu onların aynasında seyredersin.

*Dünya; dedikodu, tartışma ve bahis kuyusudur. Bu kuyuya düşersen sağlam çıkamazsın.

*Üstünlükler ve durumların değişmesini Hak’tan bil.

*Ok gibi doğru olursan, hiçbir yay seni tutamaz. Hakça ol ki nefis yayından hakikate fırla.

*Halk arasında meşhur olmak, sırlara ermeye engeldir. Şöhretten kurtulmaya bak.

*Kâmil insan toprak tutsa altın olur, eksik insan altın tutsa toprak olur.

*Ağızdan bir kere çıkan söz; yaydan çıkan ok gibidir.