106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

ÜSVE-İ HASENE / RASULULLAH (SAV) EFENDİMİZİN KUR’AN-I KERİM İLE ÜLFETİ

"... Onlar gece vakitleri secde ederek Allah’ın ayetlerini okurlar." (Âl-i İmrân-113)

Allah Resulü (sav), Rabbinin kendisine indirdiği ilahi kelamları en yüksek saygı ve ihtimamı gösterir, haşyet (korku) ve hasretle devamlı okurdu. Ashâb-ı kiram da, en güzel ahlak üzere olan Efendimize uyarak Kelâmullâh'ı ellerinden bırakmaz, dillerinden düşürmezlerdi. Sakîf temsilcilerinden Evs bin Huzeyfe bu husustaki müşahedesini şöyle anlatır: "Rasulullah (sav) Efendimiz bir gece yatsıdan sonra uzun müddet yanımıza gelmedi.

- Ya Rasulullah! Yanımıza gelmekte niçin geç kaldınız, diye sorduk. Peygamber (sav):

«Her gün Kur'ân'dan bir hizb okumayı kendime vazife edinmişimdir. Bunu yerine getirmedikçe, gelmek istemedim.» buyurdu.

Sevgili Peygamberimiz, gecelerin derinliğinde Allah-ü Teâlâ'nın huzurunda namaza durduğunda, saatlerce Kur'ân okur ve bundan doyumsuz bir haz alırdı. "Allah, geceleyin iki rekât namaz kılan bir kulunu dinlediği gibi hiçbir kimseyi dinlemez..." buyurarak (Tirmizî, Fedâilü'l-Kur'ân, 17), yalnız kıldığı namazlarda uzun uzun Kur'ân okumasının hikmetini bildirirdi. O’nun kıraati, açık bir şekilde harf harf, hakkını vererek, acele etmeden, okuduğunu düşünerek ve aynı zamanda tecvit kurallarına uygun olarak yapılan bir okuyuş idi. (Tirmizî, Fedâilü'l-Kur'ân, 23) Çünkü Allah-ü Teâlâ Resul-i Ekrem Efendimize:

"Kur'ân'ı ağır ağır, tane tane oku!" (Müzzemmil 73/4) diye emir buyurmuştur. O da her hususta olduğu gibi, bu konuda da tam bir teslimiyetle emre itaat etmiş ve Kur'ân-ı Kerim’i o şekilde okumuştur.

Bütün ömrü İlâhî Vahyi almak ve tebliğ etmekle geçen Efendimiz (sav), Ramazan ayına ulaştığında Kur'ân-ı Kerim’e daha çok önem verirdi. Dostu Cebrail (as) bu ayda her gece iner, Kur'ân-ı Kerim’i Allah Resulü ile mukabele ederdi. (Müslim, Fedâil, 50) Vefatlarından önceki Ramazan'da ise, bu mukabeleyi iki kere yapmışlardı. (Buhârî)

Habib-i Ekrem Efendimiz, Kur'ân-ı Kerim’i okumayı sevdiği gibi, aynı şekilde onu başkalarından dinlemekten de ayrı bir haz alırdı. Bu sebeple zaman zaman ashabından güzel Kur'ân okuyanları hususi olarak dinlerdi. Abdullah bin Mes'ûd (ra) şöyle anlatır;

Gözümüzün Nûru Efendimiz; "Bana Kur'an oku!" buyurdu. Ben: “Ey Allah’ın Resulü, Kur'an Sana indirilmişken Ben mi Sana Kur'an okuyayım”, dedim. "Kuran’ı başkasından dinlemekten pek hoşlanırım" buyurdu. Bunun üzerine kendisine Nisa suresini okumaya başladım. 41. ayete geldiğimde: "Şimdilik yeter!" buyurdu. Bir de baktım ki mübarek gözlerinden yaşlar akıyordu. (Buhârî)

Fahr-i Kâinat Efendimiz Kur'ân-ı Kerim’i dinlerken ağlıyorsa, Müslümanların Allah korkusuyla ve rahmet ümidiyle sürekli tefekkür hâlinde, kaygılı ve hürmetli davranmaları elbette daha isabetli olur.  Nebiyyi Ekrem Efendimiz bazen de Kur'ân okuyan ashabını habersizce dinler ve mesrur olurdu. Bu hususta Hz. Âişe'nin yaşadığı güzel bir hatıra şöyledir: Bir gün yanına gitmekte geç kaldığında Efendimiz, kendisine bunun sebebini sormuştu. O da: Ey Allah’ın Resulü! Mescitte bir adam vardı ki ondan daha güzel Kur'ân okuyan kimse görmedim, diyerek gecikme sebebinin Kur'an dinlemekten kaynaklandığını belirtti. Bunun üzerine Efendimiz mescide giderek o zatın Sâlim (ra) olduğunu gördü. Hissiyatını şöyle dile getirdi:

"Ümmetim arasında Senin gibi birini bulunduran Allah’a hamd olsun" (İbn-i Hanbel)

Rasulullah (sav) Efendimiz, Kur'ân-ı Kerim’i hayatının her alanına yerleştirmiş, onunla aynîleşmiş ve güzel ahlâkı ile canlı bir Kur'ân hâline gelmişti.

Allah’ın kelâmını okuyan bir kimse, hakikatte Resulü’nün şemailini, ahlâkını, karakterini ve hayatını okumuş olur. Bu sebeple müminlerin Kur'ân ile ülfet etmeleri, O’nu çok okumaları ve üzerinde tefekkür ederek hayatlarına tatbik etmeleri lâzımdır. Efendimiz:

"Kur'an okuyunuz. Çünkü Kur'an, kıyamet gününde kendisini okuyanlara şefaatçi olarak gelecektir." (Müslim, Müsâfirîn, 252)

"Kim Kur'ân-ı Kerîm'den bir harf okursa, onun için bir hasene vardır. Her bir hasenenin karşılığı da on sevaptır. Ben, elif lâm mîm bir harftir demiyorum; bilâkis elif bir harftir, lâm bir harftir, mîm de bir harftir." (Tirmizî, Fedâilü'l-Kur'ân, 16) buyurarak müminleri sürekli ve disiplinli bir şekilde Kur'an okumaya teşvik etmiştir. Binaenaleyh bir müminin Kur'ân-ı Kerim’i okuyup hatmettiğinde, hemen başa dönerek onu tefekkür ile ve anlayarak tekrar okumaya devam etmesinin lüzumunu anlatan şu hâdise, ne kadar mühimdir:

Bir adam Rasulullah (sav) Efendimize gelerek:

- Ya Rasulullah! Hangi amel daha sevimlidir, diye sordu. Cenab-ı Peygamber Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz :

"- Hâl ve mürtehil (in ameli) " cevabını verdi. Adam tekrar:

- Hâl ve mürtehil kimdir, diye sorunca Efendimiz (sav):

"Kur'ân'ı başından sonuna kadar okuyan ve her bitirdiğinde hemen başa dönüp yeniden başlayandır." buyurdular. (Tirmizî, Kırâât, 11)

" (Kur'an okunduğu zaman) ağlayarak yüzüstü secdeye kapanırlar. Kur'an onların saygısını artırır." (İsrâ-109)

Rasulü Ekrem Efendimiz, Kur'ân-ı Kerim’i devamlı olarak huşu içinde okuyan, muhtevasıyla amel eden, hayatının her safhasını O’nun emir ve yasakları doğrultusunda tanzim eden kimseleri, "Ehl-i Kur'ân" diye isimlendirmiştir. Kur'ân-ı Kerim kıyamet gününde, gece uykusuz gündüz susuz bıraktığı (İbn-i Mâce, Edeb, 52) bu kimseleri, kurtarmak için gayret edecektir. Bu hakikati hadisi şerif şöyle ifade etmektedir:  

"Kıyamet gününde Kur'an ve dünyadaki hayatlarını O’na göre tanzim eden Kur'an ehli mahşer yerine getirilirler. Bu sırada Bakara ve Âl-i İmrân sureleri Kuran’ın önüne geçer... Her ikisi de kendilerini okuyanları müdafaa için birbiriyle yarışır." (Müslim, Müsâfirîn, 253)

Rasulullah (sav) Efendimiz Ehl-i Kurân'ın, sadece kendilerine değil, yakınlarına da faydalı olacaklarını şöyle bildirmektedir: "Kim Kur'ân-ı Kerim’i okur ve O’nunla amel ederse, kıyamet günü babasına bir tâc giydirilir. Bu tâcın nûru, güneşin dünyadaki bir eve konulduğunda vereceği ışıktan daha güzeldir. Öyleyse, Kur'an-ı Kerim ile bizzat amel edenin nûru nasıl olur? Bir düşünün!" (Ebû Dâvûd, Vitr, 14)

Kur'ân-ı Kerim’e son derece önem veren Rasulü Ekrem Efendimiz, ashabından da böyle olanları sever ve onlara kıymet verirdi. Rasulullah Efendimizin Kur'ân ehline olan bu itibarı ölülere de şamildi. Câbir (ra)'den rivayet edildiğine göre, Peygamber (sav) Efendimiz Uhud Gazvesi'nde şehit düşenleri her mezara iki kişi konacak şekilde bir araya getirtmiş:

"Bunların hangisi daha çok Kur'an bilirdi?" diye sormuş ve şehitlerden hangisi gösterilirse, önce onu kıble tarafına koymuştur. (Buhâri, Cenâiz, 73, 75)

Bütün bunlar gösteriyor ki hamele-i Kur'ân, (Kurân'ın manasına aşina olan ve hükümlerini uygulayan kimseler için kullanılan bir tabirdir.) gerek Allah-ü Teâlâ gerekse Rasulü Ekrem Efendimizin nezdinde fevkalâde bir öneme sahiptirler.