106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

MESNEVİ'DEN / SAĞIRIN HASTA KOMŞUSUNA HATIR SORMAYA GİTMESİ

Anlayışlı, hal hatır, yol yordam bilen birisi bir sağıra; “Komşun hastalanmış haberin yok mu?” dedi. Sağır kendi kendine; “Bu sağır kulakla, o hasta gencin ne dediğini ben nasıl anlarım?” dedi. İnsan hasta olunca, sesi de hafiflenir, zayıf çıkar. Bu durumda onun sözlerini hiç anlayamam. Ama komşum olduğu için mutlaka gitmeliyim, diye düşündü. Onun dudaklarının kımıldadığını görünce, ne dediğini tahmin yolu ile kıyasla anlarım. Evvelâ; “Nasılsın ey benim dertli komşum?”, derim, o da elbette karşılık olarak, iyiyim, hoşum diyecektir. Ben; “Allah’a şükürler olsun.”, derim. Sonra; “Ne yemek yedin?” diye sorarım, o da; “Şerbet içtim yahut mercimek çorbası yedim.”, der. Ben de; “Sıhhatler olsun, afiyetler olsun.” derim. “Peki, hekimlerden kim geliyor? Kim bakıyor?” diye sorarım. O da; “Filan geliyor.”, diye cevap verir. Ben; “O hekimin ayağının uğrunu deneyin, o hangi hastaya gitmişse, muradlar hâsıl olmuş, hasta sağlığına kavuşmuştur.” O saf adam aklınca bu tahminî konuşmaları, bu kıyaslamayı, bu soru ve cevapları tasarladıktan sonra kalktı, hastayı ziyarete gitti. “Nasılsın?” diye sordu. Hasta; “Çok fenayım, ölüyorum.”, deyince, sağır komşu; “Allah’a şükürler olsun.” dedi. Hasta bu söze incindi, canı pek sıkıldı, “Bu ne biçim şükür? Şükrün sırası mı? Demek ki bu komşu, bizim ölmemizi istiyor.”, diye düşündü. Böylece sağır bir kıyasta bulundu ama kıyas ters çıktı. Sonra hastaya; “Ne yedin?” diye sordu. Hasta; “Zehir, zakkum.”, dedi. Sağır; “Afiyetler olsun.” deyince, hastanın kahrı büsbütün arttı. Bundan sonra da; “Derdine çare bulmak için, hekimlerden kim geliyor? Seni kim tedavi ediyor?”, diye sordu. Hasta; “Azrail geliyor, ama sen de buradan defol git.”, diye söylendi. Sağır; “Onun ayağı çok uğurludur, o geldiği için, sevin, neşelen.” cevabını verdi.

Sağır evden çıktı; sevinerek; “Şükürler olsun.” dedi. “Böyle rahatsız bir zamanında komşumun halini hatırını sordum, gönlünü aldım.” Sağırlıktan ötürü kıyasları, tahminleri tamamıyla aksi oldu, ters düştü. Zavallı bu ziyaretinden çok zararlı çıktığı halde, kendisini kârda sanıyordu. Hasta ise; “Meğer bu adam bizim can düşmanımızmış, onun cefa madeni, cefa kaynağı olduğunu bilmiyormuşuz.” Hasta, hatırından kötü şeyler geçiriyordu. Ona, üzecek, kıracak, onu küçük düşürecek sözler, hareketli haberler göndermek istiyordu. “Hasta ziyaretine gitmek, hal hatır sormak, gönül almak içindir. Bu adam ise hatır sormak değil hatır kırmak için, düşmanlık etmek, kötülemek için gelmiş. Düşmanını hasta, zayıf, bitkin bir halde görüp, kötü kalbini sevindirmek, memnun etmek istemiş.”, diyordu.

Nice kişiler vardır ki, ibadetlerini menfaat karşılığı yaparlar da sapıtırlar, ibadetleri ile sevap kazanmaya ve dolayısıyla cenneti elde etmeye çalışırlar. Böylece onların ibadet diye yaptıkları işler, birer gizli günah olmaktadır. Çünkü Hak’tan gayrıyı hedef tutan ibadet suçtur. Gösteriş için, sevap için kılınan namaz, dıştan temiz, saf görünürse de içi gizli şirkle bulunmaktadır.

Hikâyede geçen sağır adam da iyilik ettim sanıyordu ama iş tersine idi. O bir hastayı ziyaret ettim, komşu hakkını yerine getirdim diye, kendinden memnun olarak rahatça oturmuştu. Hâlbuki o farkına varmadan gönül yapayım derken gönül kırmıştı. Tahmin ve uydurmaca sözlerle hastanın kalbine ateşler düşürmüştü. Gösteriş için hasta ziyaretine gittiğinden kendini günaha sokmuş, yakmıştı. Yaktığınız ateşten sakının, siz gerçekten de günahlarınızı çoğalttınız. Rasulullah (sav) Efendimiz, huzurunda gösteriş için namaz kılan bir gence; “Kalk, tekrar namaz kıl, çünkü sen namaz kılmadın.” diye buyurdu.  İşte bu korkulara bir çare bulmak içindir ki her namazda; “Allah’ım doğru yolu göster bize. Allah’ım bu namazımı, yolarını sapıtanların, gösteriş için namaz kılanların namazları arasına karıştırma.”, denmektedir. O sağırın yaptığı kıyas yüzünden, on yıllık komşuluk hakkı, ahbaplığı yok olup gitti. Senin şu görünen baş kulağın, yani duygu kulağın harfleri, sözleri anlayabilirse, bil ki gaybı, gizli şeyleri duyan gönül kulağın sağırdır.