106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

TASAVVUF / TAKVA SAHİPLERİNE MÜJDE

Takva sahibine nice hayır ve sevaplar verileceğini bildiren birçok ayetler vardır. Biz bunları yalnız 12 tanesini aşağıda açıklıyoruz:

 *HAMD-Ü SENADIR.

“Eğer sabreder, (katlanır) takva eder (saklanırsanız) işte bu, hadiselere karşı (gösterilmiş) bir azim (ü metanet) dendir.” (Al-i İmran/186)

 *DÜŞMANDAN (TAKVA SAHİBİNİN) KORUNACAĞI BİLDİRİLİYOR.

“Eğer göğüs gerer, takva ederseniz (sakınırsanız) düşmanlarınızın hilekârlıkları, size hiç bir şeyle zarar vermez.” (Al-i İmran/120)

Allah hiç şüphesiz takva edenlerle (küfür ve masiyetten sakınanlarla) bir de daima iyilik edenlerle beraberdir. (Nahl/128)

 “Allah, takva sahiplerinin dostudur.” (Câsiye/19)

 

*SIKINTIDAN KURTARILACAK VE HALÂL RIZIK VERİLECEĞİ BİLDİRİLİYOR.

“Kim Allah’tan korkarsa (Allah) ona bir (kurtuluş) çıkış yeri ihsan eder. Onu, hatırı hayaline gelmeyecek bir cihetten de rızıklandırır. Kim Allah'a güvenip dayanırsa o, kendisine yetişir.” (Talak/2-3)

 

*AMELLERİN DÜZELTİLECEĞİ BİLDİRİLİYOR.

Ey iman edenler, Allahtan korkun ve sözü doğru söyleyin ki (Allah) işlerinizi iyiye götürsün. (Ahzab S 70-71)

 

*TAKVA SAHİPLERİNİN ALLAH TARAFINDAN SEVİLDİKLERİ BİLDİRİLİYOR.

“Allah, muttakileri (takva sahiplerini) sever.

 

*İBADETLERİNİN KABUL EDİLECEĞİ BİLDİRİLİYOR.

Allah ancak takva sahiplerini (kendisinden korkanlarınkini) kabul eder. (Mâide/27)

 

*ALLAH'IN YANINDA DEĞERLİ VE AZİZ OLDUKLARI BİLDİRİLİYOR.

"Şüphesiz ki sizin Allah yanında en şerefliniz takvaca en ilerde olanınızdır." (Hucurat/13)

 

*HER İKİ DÜNYADA MUTLU OLACAKLAR MÜJDELENİYOR.

Onlar iman edip takvaya ermiş olanlardır. Dünya hayatında da âhirette de onlar için müjdeler vardır.” (Yunus 63 – 64)

 

*CEHENNEM ATEŞİNDEN KURTULACAKLARI BİLDİRİLİYOR.

Sonra takvaya erenleri kurtaracağız.” (Meryem/72)

“Takva ehli, Cehennem’den uzaklaştırılacaktır”

 

*CENNET VADEDİLİYOR (takva sahiplerine)

Cennet, takva sahipleri için hazırlanmıştır.” (Al-i İmran/133)

 

Bu ayetlerden anlıyoruz ki dünya ve âhiret saadeti takva denilen bu hazinenin içindedir. O halde ey mü'min!

İki cihanda da mutlu olmak istersen takvadan faydalanma fırsatını kaçırma. Mükemmel ibadet üç esasa bağlıdır:

1 - İbadette Allah'ın vereceği muvaffakiyet.

2 - İbadetin ıslahı kusursuz ve tam olması.

3 - İbadetin Allah tarafından kabul edilmesi.

Takva, bu üç esası da içine alır. Nitekim Kur'an-ı Kerim’deki şu ayetler de bu üç esası açıklar: "Allah, takva edenlerle beraberdir. Allah, takva sahiplerinin amelini ıslah eder (düzeltir) Allah, takva sahiplerinin takvasını kabul eder." Görülüyor ki ibadetin alanı ve merkezi bu üç esastadır. Çünkü tevfik, (Allah'ın yardımı olmayınca kolay kolay ibadet yapılamaz. Islah, düzeltme olmayınca amel tamam olmaz. Tamamlanan amel, kabul edilmezse faydası olmaz.

Bu sebeptendir ki âbidler; tâat ve ibadetlerinde muvaffak olmaları, hatalarının düzeltip, eksiklerinin tamamlanması ve ibadetlerinin (kerem ve lütfü ile) kabullenmesi için daima Cenab-ı Hakka yalvarmaktadırlar. Bu işlenenlerin hepsini de Allah (istesinler veya istemesinler) takva sahiplerine vaat etmiştir. Bu açıklamaya göre her iki cihanda da mes'ud olmak isteyen abidlerin takva sahibi olmaları lâzımdır ki yaptıkları ibadetin faydasını görsünler.

Bazı mezar taşlarında şöyle yazılmıştır: Takvadan üstün bir âhiret azığı yoktur. Ey âhiret yolculuğuna çıkanlar! Takva azığını beraber almadan bu yola çıkmayınız. Aksi halde perişan olursunuz.

Abidler, zâhidler bütün ömürlerini ibadetle geçirirler. Birçok zahmete, zorluklara katlanırlar. Acaba ibadetleri kabul edildi mi edilmedi mi diye tereddüt ve endişeye düşerler? Eğer bu zatlar, ibadetlerini takva üzerine yapıyorlarsa hiç endişe etmesinler ibadetleri muhakkak kabul olunmuştur.

 Nitekim Cenabı Hak Kur'an-ı Kerim’de-. "Allah, ancak takva sahiplerinin ibadetini kabul eder" buyurmaktadır.

Hz. Âişe haber veriyor, Resulullah (sav) Efendimiz, dünyada takvadan başka hiç bir şeyi makbul görmezdi. Çünkü o, takva için gönderilmişti. Bir takva sahibi görünce taaccübü gider ve o zaman ferahlık duyardı.

Nakledildiğine göre Âmir bin Kays, ölüm döşeğinde iken âhireti hatırladı ve ömrü boyunca gece gündüz bin rek'at namaz kılmış olmasına rağmen ağlamaya başladı. Kendisine Cenab-ı Hakk’ın yanında Senden daha üstün bir âbid görmüyoruz neden ağlıyorsun diye sorduklarında şu cevabı veriyor: "Allah, ancak takvâ sahiplerinin ibadetini kabul eder", ayetini hatırladım ve acaba ibadetim kabul olunacak mı diye düşünüp ağladım.

Derler ki bir gün müridler, şeyhlerinden bir öğüt, bir vasiyet istediler. Şeyhte, size, Cenab-ı Hakk’ın gelmiş geçmiş bütün insanlara yaptığı vasiyeti söyleyeyim demiş ve şu ayeti kerimeyi okumuştur:

"Andolsun ki Biz sizden evvel kendilerine kitap verilenlere de size de takva sahibi olun (Allah'tan korkun) diye tavsiye etmişizdir."

Cenab-ı Hak, kulları için en faydalı olanı herkesten daha iyi bilir. Bu hususta O, daha rahim daha şefkatli ve öğüt vericidir. Eğer dünyada takvadan daha hayırlı, daha faydalı bir meziyet olsaydı onu, kullarına tavsiye ederdi. Çünkü mü'min kullarına inayeti, rahmeti fazladır. Hikmeti kemal mertebesindedir. Bizden evvelkilere ve bize bu güzel meziyyeti tavsiye eden Allah'ın yanında takva, O’nun en yüksek mertebesi ve sonsuz lütfudur. Takvada, O’nun hikmetine ve rahmetine layık olan türlü öğütlerle çeşitli ikazlar vardır.

Mesela: Öğüt, delâlet, irşad, tenbih, te'dib, azarlama gibi ne varsa hepsi bunun içinde vardır. Demek ki bu meziyyet (takva) dünyanın bütün iyilikleriyle ahiretteki hallerin hepsini içine alır. Aşağılıklarla dolu fani dünyadan uzak olmak, manevî alanda üstün derecelere yükselmeye kadar hepsi içinde mevcut. Bu açıklamaya göre, mü'minin, takvadan başka bir dileği olmaz. Çünkü meziyetlerin en güzeli; amelin en şereflisi budur. O halde bu kadar öğünen bu meziyetin (takvanın) mahiyetini, çeşitlerini, mertebelerini şartlarını genişçe öğrensek gereğini kolayca yerine getiremez miyiz, sorusuna şu cevabı veririz: Takvanın Arapça’da lügat manası koruma, sakınmadır. Âbidler, günah işlemeyi halis niyetle terk edip sözlerinde dursalar muhakkak ki takva sıfatını kazanmış olurlar. Bu açıklamaya göre takvanın manası, kalbi, günahlardan temizlemektir. 'Fakat benzeri olmayan bir günahı işlemeyen veya günah işlemeyi terk edip bütün günahlarından temizlenen kişiye tâib (tövbe etmiş) derler takva sahibi (muttaki) demezler. O halde takva kalbin, her zaman günahtan arınmış olmasıdır. Kur'an-ı Kerim’de takva, üç manada kullanılmıştır:

1- Korkma, sakınma manasında, Allah buyurmuştur, (Bakara/28) "Benden korkunuz" Başka bir âyette: "Öyle bir günden sakının ki (hepiniz) o gün Allah'a döndürüleceksiniz." (Bakara/28)

2- Tâat ve ibadet manasında: "Ey iman edenler, Allah'a nasıl, ibadet etmek (korkmak) lazımsa öyle ibadet edin" (öylece korkun) (Al-i İmran / 102)

3- Kalbi, günahlardan arıtmak manasında. Yani hiçbir suretle günah işlememek ve kalbin daimi olarak tertemiz kalmasını sağlamaktır.

Din âlimlerine göre takvanın mahiyeti ve gerçek manası bu üç esasta toplanmıştır. Nitekim Cenab-ı Hak: "Kim Allah ve Resulü’ne itaat eder, Allah'tan korkar ve takva ederse o, felaha erer" buyurmaktadır. Bu ayette Allah, önce taat ve korkuyu sonra takvayı zikrediyor. Bundan anlaşılıyor ki takvanın gerçek manası taat ve korku değildir. Kalbi, masiyetten, günahlardan temiz tutmak, arıtmaktır.

Din âlimleri takva için üç derece tespit etmişlerdir:

1- Allah'a ortak koşmaktan takva (kalbi tutmaktır.)

2-Bid'atten (din inanç ve ibadetlere aykırı" takva (kalbi temiz tutmaktır.)

3- Günahlardan, ma'siyetten takva (kalbi temiz tutmaktır.)

Nitekim Kur'an-ı Kerim’in şu ayetinde bu üç esas belirtiyor: "İman edipte güzel amel (ve hareket)lerde bulunanlar takva sahibi oldukları (haramdan sakındıkları) imanlarında sebat ederek iyi işlere devam ettikleri, sonra yine takva ile sakınmada devam ve güzel işler(i arayıp onlar)la iştigal eyledikleri takdirde (haram kılınmazdan evvel) aldıklarında üzerlerine hiç bir suç yoktur. Allah iyi hareket edenleri sever" (Mâide / 93)

Müfessirler bu ayeti kerimenin tefsirinde:

Birinci takvada maksat: Allah'a ortak koşmaktan sakınmak, birliğine inanmaktır,

İkinci takvadan murad: Bid'attan (dine aykırı amel ve inançlardan) sakınmaktır.

Üçüncü takvadan istenen kalbi günahlardan arıtmaktır.

Bu takdirde ayeti kerimenin manası şu oluyor: iman edip sâlih amel işleyenler, yedikleri helâl yiyecekten sorumlu tutulmazlar. Allah'a ortak koşmayanlar onun birliğine inanıp Rasulullah’ın sünnetine bağlanırlar. Bid'attan sakınanlar, tâat ve ibadetlerini doğru yapıp (Ehl-i Sünnet itikadına göre), günahlardan sakınırlar. Bazı âlimlere göre takva:

a- Haramdan sakınmak,

b- Yasaklardan uzak durmak,

c- Lüzumsuz bazı mubah şeylerden uzak kalmaktır.

Bu sonuncusuna işaret eden bir hadiste vardır:

"Muttakilere bu ismin verilmesinin sebebi, hataya düşmemek için çok defa helâl olan şeyleri bile terk eder ve böylece günaha girmekten sakınırlar"

Demek ki Allah'a ortak koşmaktan ve haram- şeylerden takva etmek avam kişilerin takvasıdır. Bunlarla birlikte şüphelerden, mubahlardan, "israftan sakınmak üstün kişilerin takvasıdır. Sıddıkların takvası ise şöyledir: Cenab-ı Hakk’ı anmaya, düşünmeye engel olan her şeyden sakınmaktır. Helâl, haram görünen ve görünmeyen hatta kalbe doğan hatıralardan bile Cenab-ı Hakk’ı anmaya mani olan her şeyden sakınmayana, muttaki demezler.

Bu açıklamadan sonra takvayı bütün şartlarıyla tarif edebiliriz:

Takva, dine (inanç ve amele) zarar vermesi muhtemel olan her şeyden sakınmaktır. Dine zarar vermesi muhtemel olan fiiller iki kısımdır:

Birisi masiyet mutlak haram olan fiillerdir.

Diğeri fuzuli mubahlardan, yani helâl fiillerde aşırılıktan kaçınmaktır. Çünkü nefsin bunlara hırsla bağlanıp yapması zamanla harama ve isyana kadar götürebilir. O halde nefs-i. emmarenin azma ihtimaline karşı âhiret azabına müstahak olur. Şüpheli şeylerden takva menduptur. Bu takva da sevaba, sebeptir. Terki yine azaba sebep olabilir. Fuzuli mubahlardan takva etmekte, yani helâl şeylerde aşırılıktan, israftan sakınmakta büyük hayır vardır. Terki; hesabının sorulmasına ve kıyamet gününde uzun zaman hapse çarptırılmasına sebep olabilir. Bu açıklamadan anlıyoruz ki takvanın aşağı derecesi haram şeylerden sakınmaktır. Çünkü haram şeylerden kaçınmak mecburidir. Takvanın yüksek derecesi ise helâl olan şeylerde aşırılıktan; israftan, hülasa zararlı olan şeylerin hepsinden sakınmaktır. Âlimler bu dereceye edep makamı derler. Bu makamda olanlar. Takva işlerinde olgun, o hazinenin tümüne sahip, irşat yolunda kâmil, Cenab-ı Hakk’ın takdirini kazanmış, kapısına sığınmış makbul kişilerdir. Çünkü bunlar, insanı Allah'tan uzaklaştıran her şeyden organlarını korur, kendi nefislerine takva gemini vurmuşlardır.

Acaba nefsimize takva gemini vurup kendimize itaatli yapabilmek için ne şekilde hareket edelim anlatır mısınız diye sorulsa cevabımız şu olur:

Âlim ve fâzıl zatlar bu hususu incelediler ve organların takvası adı altında beş bölümde özetlediler. Her bölümde de organlardan bir tanesini açıkladılar. Bunlar; göz, kulak, dil, mide. İşte bu beş organını yasaklardan, ma'siyet ve günahlardan koruyan, kendini maddi ve manevî yönden olgunlaştırmış, takvanın bütün haklarını yerine getirmek suretiyle nefsini terbiye etmiş olur.