106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

TASAVVUF'TA SORU CEVAP / Kalp ile İşlenen Günahlar Nelerdir?

Hep evinde duran veya hasta olup dışarı çıkamayan kimse de günah işleyebilir. Kalp ile işlenen altmıştan fazla günah vardır. Bunlardan bazıları kısaca şöyledir:

Tul-i emel, zevk sürmek için çok yaşamayı istemektir. Tul-i emelin sebepleri, dünya zevklerine düşkün olmak ve ölümü unutmak; sıhhatine, gençliğine aldanmaktır. Tul-i emelli olan kişi, ibâdetlerini vaktinde yapmaz, tövbeyi terk eder. Kalbi katı olur. Böyle kimselere nasihat tesir etmez. Ölümü unutur. Hep dünya malına ve mevkiine kavuşmak için ömrünü harcar. Ahireti unutur, dünyanın faydasız zevkini düşünür. Böyle bir kişi, bunlardan kurtulmak için, ölümün her an gelebileceğini düşünmeli; sıhhatin, gençliğin ölüme mani olmadığını unutmamalıdır! Birçok hastanın iyileşip yaşadığı, sağlam birçok kişinin öldüğü çok görülmektedir. Hadisi şerifte Rasulullah (sav) Efendimiz şöyle buyurdular:

“İnsan yaşlandıkça, mal hırsı ve tul-i emeli gençleşir.” (Müslim)

Kibir, kendisini bir veya birkaç bakımdan başkasından üstün görmektir. Yanına başkasının oturmamasını istemek, doğru sözü kabul etmemek, kusurunu söyleyene teşekkür etmemek ve hep zenginin davetini tercih etmek kibir alametidir. Kibirli olan, salih insan olamaz. Kibir, her iyiliğe engeldir. Kibirli değilim diyen, kibirlidir. Kur'an-ı Kerim’de buyruluyor ki: “Allah, kibredenleri sevmez.” (Nahl 23)

Ucup; kendisini başkasından üstün bilmek, yaptığı iyi işler sebebiyle kendini beğenmektir. Ucbeden, günahlarını hatırlamaz. Allah-ü Teâlâ’nın kendine ihsan ettiği iyilik etme nimetini kendinden bilir, kabiliyeti ile övünür.

Suizan, birinin kötü bir iş yaptığını zannetmektir. Kalbe gelen kötü düşünce, o hâliyle suizan olmaz. Kalbin o tarafa kayması suizan olur. Mesela birisinde bir kalem görünce, (Acaba bu kalemi çalmış olabilir mi) diye düşünmek suizan olmaz. (Çalmış olabilir) diye zannetmek suizan olur.

Haset, kıskanmak, çekememektir. Böyle bir kişi, karşısındaki insanın haklı olan sözlerini ve nasihatlerini reddeder. Kendisinden üstün bile olsa, ona karşı kibirlenir, ondan bir şey sorup öğrenmek istemez. İnsan, hasetten kurtulamaz. Mesela birinin iyi bir arabasını görünce, onda kusur arar. (Şurası şöyle, burası böyle) der.

Haset edenin ömrü üzüntü ile geçer. Haset ettiği kimsenin nimetinin azalmadığını, hatta arttığını görerek, sinir krizi geçirir. Hasetten kurtulmak için, haset ettiğine hediye vermeli, ona karşı tevazu göstermeli ve onun nimetinin artması için dua etmelidir.

Hıkd, başkasından nefret etmek, ona karşı kin beslemektir. Kendine nasihat verene kin beslemek haramdır. Onu sevmek, ona hürmet etmek gerekir. Hâlbuki o, kendisi ile aynı derecede veya daha üstün olana kızar. Bir şey yapmak elinden gelmediği için, ona karşı kibirlenir. Tevazu gösterilmesi gerekene tevazu edemez. Onun haklı sözlerini, tavsiyelerini kabul etmez. Herkese karşı ondan daha üstün olduğunu göstermek ister. Ona eziyet verse de, özür dilemez.

Şematet, başkasına gelen belaya sevinmektir. Hadis-i şerifte,

“Arkadaşınıza şematet ederseniz, Allah-ü Teâlâ, belayı ondan alır, size verir” buyruldu.

Hicr, dostuna darılmaktır. Üç günden fazla dargın durmak helal olmaz.

Gadr, sözünde durmamaktır. Hadis-i şerifte, (Gadr eden, kıyamette kötü şekilde ceza görür) buyuruldu. (İslâm Ahlâkı)

 

 

Sabrın Önemi ve Çeşitleri

Sabır, acı şeyi yüzünü ekşitmeden içmektir. Yani, şikâyet ve feryatta bulunmadan, hoşnutsuzluk göstermeden, gelen belâya katlanmaktır.

Sabır, muhalefetten sakınmak, belâların acılığını yudum yudum tadarken, sakin olmak, geçimde fakirlik baş gösterince zengin görünmektir.

Sabır, belâ gelince güzel edeple durmak, şikâyetsiz olmak, belâda fani, yok olmaktır. Sabır, afiyet gibi belâ ile de arkadaş ve dost olmak, onunla bulunmaktır.

Sabretmek, kurtuluşa, başarıya sebep olan güzel huydur. Sabır, peygamberlerin hasletlerindendir. Bunun için atalarımız, (Sabır, acı ise de meyvesi tatlıdır), (Sabır selamettir), (Sabırla koruk helva olur) demişlerdir.

Belâlara sabretmek, kurtuluşa sebeptir. Allah-ü Teâlâ, buyuruyor ki: “Ey Resulüm, kâfirlerin eziyetlerine karşı, ululazm peygamberlerin sabrettikleri gibi sabret ve onlar hakkında azap için acele etme!” (Ahkaf 35)

Bir farzı yapmak veya bir günahtan kaçınmak sabırsız ele geçmez. Çünkü (iman nedir?) diye sorulduğunda Peygamber Efendimiz, (Sabırdır) buyurdu. (Deylemî) Sabrın büyüklüğü ve fazileti sebebiyle Kur'an-ı Kerim’de yetmişten fazla yerde sabır ve sabredenlerin verilecek sevaplar bildiriliyor. Allah-ü Teâlâ buyuruyor ki

“Sabredenlerin mükâfatını, yapmakta olduklarının daha güzeliyle vereceğiz.”

(Dünyada veya ahırette özür dilemek zorunda kalacağın söz ve hareketten uzak durmaya çalış!) (Hâkim)

(Şu üç kimseye acıyın, merhamet edin!

1- Cahiller arasında kalan âlime,

2- Varlıklı iken yoksul düşen zengine,

3- Çevresinde hatırı sayılırken itibarını kaybeden zata.) (Tirmizî)

(Bir kimse, senin ayıplarını söyleyerek seni kötülerse, sen de onun ayıbını söyleyerek kötülemeye çalışma! Bunun sevabı senin, vebali de kötü söz söyleyenindir.) (Nesâî)

(Hoşlanmadığın şeye sabır etmende büyük hayır vardır.) (Tirmizî)

(Kimde şu üç şey varsa, dünya ve ahiretin hayrına kavuşmuş demektir: Kazaya rıza, belâya sabır, rahatlıkta duâ.) (Deylemî)

Peygamber Efendimiz, taş kaldırıp kuvvet denemesi yapanlara sordu:

-Bu taşı kaldırmaktan daha zoru nedir?

-Bildir Ya Rasulullah, dediler.

-Öfkeli iken, öfkesini yener, sonra sabır yolunu tutarsa, sizin en ağır taş kaldıranınızdan daha kuvvetlidir. [T. Gafilin]

Demek ki belâların nimet olması, o belâya sabretmeye ve Allah-ü Teâlâ’nın gönderdiği kazaya razı olmaya bağlıdır. Belâ gelince feryat eden, önüne gelene Rabbini şikâyet eden; nimetten mahrum kalır, azaba layık olur. Belâya sabır, peygamberlerin hasletlerindendir.