106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

SULTANLARIN SOFRASI / Mevlana Hz.'lerinin Sohbet Meclisinden

Ey Müslümanlar! Cenab-ı Zülcelâl Hazretleri, Peygamberlerin keremlisi Hz. Muhammed Mustafa (sav)'i beşeriyetin kurtulması için gönderdiğinde O şanı yüce Peygambere şöyle buyurdu;
“Ey Rasulüm! İnsanları Rabbinin yoluna (İslam'a) hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et” buyurmuştur. Peygamber Efendimiz de bu emir doğrultusunda; Allah'ın takvasıyla, sözün doğrusuyla, ahde vefa ile emaneti eda ile hıyaneti terk ile komşu hakkını koruma ve yetime merhamet etmek gibi tavsiyelerde bulundu. Peygamber Efendimiz (sav)' den sonra sahabeler, mezhep imamları, piranlar hep aynı şeyleri; (Ey insanlar! Allah'ın takvasına sarılınız nasihatini verdiler). Ben de onlar gibi bir tellalım, sizlere ancak nasihat ederim.
Takva “şüphelilerden kaçınma, helali tercih etmek, haramı gördüğü zaman ondan kaçmak”dır. İşte o zaman takva olmaya başlar, Allah-u Teâlâ Hazretlerinin nazarında sevilmeye layık olursunuz.
Sizlere Allah'a (cc) hakkıyla kul olmanızı, emirlerini yerine getirmenizi, men ettiklerinden de sakınmanızı tavsiye ederim. Cenab-ı Zülcelâl Hazretleri şöyle buyuruyor;
Şüphesiz sizin Allah'ın (cc) katında en şerefliniz, O'na karşı gelmekten en çok sakınanızdır.(S.Hucurat- A.13)
Takva sahibi olmak ve Allah'tan (cc) hakkıyla korkmak şerefliliktir. Allah'a (cc) isyan etmek ise hakirlik ve zelilliktir.
Sakın ilminize ve bu yolda harcadığınız zamana aldanmayın. İnsanlara ilim ile değil hilm ile yaklaşın. Çünkü Allah (cc) bizim her halimizi gören, bilen, işitendir. O bizim şekil ve şemallerimize bakmaz, O'nun katında ancak takva geçerlidir.
Ey Yaranlarım! Sizlere kibirden sakınmanızı, tevazulu olmayı, ayıpları örtmeyi, birbirinizi sevmeyi tavsiye ederim. O melun şeytanı huzurdan kovduran kibri değil miydi? Tevazu ise peygamberimizin ahlakı değil miydi? Kendisine zulmeden Ebu Cehil'in, yüzüne Ebu Cehil dememiş, ya Ebul Hakem!
- Sen benim Rabbime ne zaman iman edeceksin, dememiş miydi?
İnsanların ayıplarını, kusurlarını ifşa edici olmayın. Sizler setredici (örtücü) olun. Yüce Peygamberimiz: Kim bir kimsenin ayıbını örterse, Allah (cc)'de onun ayıplarını örter. buyurmuşlardır.
Birbirlerinizi Allah için sevin, Peygamberimiz buyuruyor ki;
- Kelime-i Şahadet getirmeyince Müslüman olamazsınız, birbirlerinizi sevmeyince gerçek mümin olamazsınız, birbirlerinize selam vermeyince de Cennet'e giremezsiniz. Birbirlerini Allah (cc) rızası için seven kişiler arşın gölgesi altındadırlar. Bizim görevimiz, bunları size tebliğ etmek, size düşen de bunlarla amel etmektir.
Son olarak derim ki;
Allah (cc) bütün insanları takva ehli kılsın, hakkıyla birbirini sevenlerden etsin. Unutmayın ki; Allah'ın zelil ettiğini hiç kimse aziz kılamaz, Allah'ın aziz kıldığını da kimse zelil edemez.

Mevlana Hazretleri bir sohbetlerinde şöyle buyurdular;
 Ey yaranlarım! Cenabı Zülcelâl Hazretleri her kavme bir peygamber göndermiş, gönderilen peygamberler de o kavme, Allah'ın (CC) dinini tebliğ etmiş, o kavmin kötü amellerinin deffi için mücadele etmişlerdir. Lut Kavmi de bunlardan bir tanesidir. Lut Aleyhisselam kavminin livata (eşcinsellik) yapmamaları için yıllarca mücadele etmiştir.
İnsan tabiatına hiç uymayan hayvanlarda bile benzeri görülmeyen, kötü bir amel işliyorlardı. Lut Aleyhisselam onları şöyle uyardı; Rabbinizin sizin için yarattığı hanımlarınızı bir tarafa mı bırakıyorsunuz? Daha doğrusu siz haddi aşmayı adet edinmiş olan bir kavimsiniz. (Şuara 166) Cahilce işler yapıyorsunuz.(Neml 55) Dünyada hiç kimsenin sizden evvel yapmadığı bir hayâsızlığı mı icra ediyorsunuz.(Araf 80) dedi. Hazreti Lut'un davasını destekleyen Allah'ın (CC) peygamberi olduğuna inanan kimse çıkmadı. Sadece Lut Aleyhisselamın ailesi iman ettiler. Artık bu kavmin yaptığı kötü amelin karşılığında ilahi hüküm verilmişti. Cibril-i Emin, Mikail ve İsrafil Aleyhisselamlar insan suretinde geldiler. Lut Aleyhisselam çalınan kapıyı açtı, misafirler içeri girdiler, kendilerini tanıtmadılar. Yüzlerinden nur akıyor denecek derecede güzel üç tane misafirin evlerine konuk edildiğini gören bir kadın, bulduğu ilk fırsatta evden çıkmış şehrin elebaşlarından birinin kulağına bir şeyler fısıldamıştı. Bu kadın Hazreti Lut gibi şerefli bir peygamberin nikâhı altında bulunan bu nimeti elinin tersi ile iten zavallı vahiledir. Livata yapan sapık kimseler Lut Aleyhisselamın evini ablukaya aldılar. İçerideki misafirleri istiyorlardı. Lut Aleyhisselam çok tedirgin olmuştu. Bu telaşı gören misafirler. “Ey Lut biz senin rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ulaşamayacaklar.”(Hud 81) dediler. Hazreti Lut son derece memnun oldu. Melekler kendilerini tanıttıktan sonra ne yapacaklarını anlattılar. Hazreti Lut, kızlarını yanına aldı, gizlice kasabayı terk etti. Onlar şehrin dışına çıktıklarında, çıkan bir rüzgâr yerdeki çakıl taşlarını fırlatacak kadar sert esmeye başlamıştı. Cenabı Hak bu olayı şöyle anlatır. Bizim azap emrimiz geldiği zaman, o kasabanın üstünü altına getirdik ve üzerine pişmiş ve işaretli taş parçaları yağdırdık. (Hud 82)
Ceza pek ağır, pek acı olmuştu. Altı üstüne getirilen kasaba yerin dibine batmış durumda idi.
Ey dostlarım! Cenabı Zülcelâl Hazretleri bu tür fenalıkları işleyen kavimleri helak eder. Bu ameli işleyen kimseler, mahlûkatın en alçağıdır. Lut Kavminin batırıldığı yer fena bir göl halini almıştır. Fena kokusundan dolayı “el-buhayratü'l-muntine” (kokmuş göl) demişlerdir. Allah-ü Teâlâ Hazreti Lut'un kavmini öyle mahvetti ise onların takipçisi durumunda bulunan, onların mesleklerini yürüten, onlara çırak olmakta büyük bir mutluluk bulanlarda yevmi kıyamet sabahında Lut Kavmi ile haşr olacaktır. Allah (CC) Ümmeti Muhammedi böyle sapkınlıklardan muhafaza eylesin.