106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

KISSADAN HİSSE / Sözün Sahibi Sen Değilsin!

Sözün Sahibi Sen Değilsin!

Bir gün yorgun yatan Muaviye sabah namazına uyanamadı. Namaz geçmek üzereyken tanımadığı biri onu ayağından çekip uyandırdı. Muaviye bu hale taaccüb etti ve sordu;

- Sen de kimsin ve Beni ne amaçla uyandırdın?

Beriki:

- Ben şeytanım! Seni namazı kaçırmaman için uyandırdım!

Muaviye daha fazla şaşırdı:

- Allah Allah! Bu nasıl olur? İşi insanları günaha sürüklemek olan şeytanın namaza kaldırdığı nerede görülmüş! Sen böyle bir şeyi sebepsiz yapmazsın, söyle Beni niye uyandırdın?

Şeytan O’nu namaza kaldırmakta bir art niyeti olmadığını iddia ederek dedi ki:

- Bakma benim lanetlendiğime. Benim isyanım hakikatte Cenab-ı Hakk'a duyduğum aşırı sevgiden, O’nu kimseyle paylaşamamaktan oldu. Yoksa ben O’nun kulluğundan çıkmış değilim. O, bana ezelde böyle bir iş takdir etmiş, beni bununla görevlendirmiş. Yaptığım şey onun emrinden hariç değil. Sonra ben bu halime şikâyetçi de değilim. Değilim zira güzelden gelen her şey güzeldir ve bu felaket başıma o güzelden gelmiştir.

Muaviye de şeytanın bu ikna edici sözleri karşısında verecek cevap bulamadı ve:

-Bu sözler doğru ama o doğruluğun seninle ilgisi yok, dedi. Sen bu aklın bu muhakemenle nicelerini iğfal ettin, yoldan çıkardın. Ad ve Lut kavmi senin ayartmanla mahvoldu. Nemrudun beynini sen yedirdin. Ebu Hakem sana uydu da adı ebu cehile çıktı. Şimdi Bana doğruyu söyle. Beni uyandırmaktan gerçek amacın ne?

Şeytan hâlâ pes etmemişti. Kendisine yeni bir savunma kapısı açarak dedi ki:

-Aslında ben kalplerin mihengiyim. Nasıl ki madenin ayarı mihenkle ortaya çıkar Cenab-ı Hak da samimi olan müminle sahte olanı benimle ortaya çıkarır. İnsanlara vesvese vermekten başka benim ne silahım var? Bana uyanlar aslında kendi kötü nefislerine uymaktalar. Ya Muaviye, eğer bir kimse kemik isterse köpek tabiatlıdır, eğer ot isterse ahu tabiatlıdır. Kimi ruh gıdasını arar, kimi nefs gıdasını. Ben iyiyi kötü edemem. Benim gücüm sadece kurumuş ağaçları kesmeye yeter!

Şeytanın yukarıda naklettiğimiz güçlü mantığı karşısında Muaviye dedi ki:

- A lanetlenmiş! Bir şey var ki ne kadar güzel olursa olsun senin hiçbir sözünde hayır yok.

- Peki, ama doğru sözle eğriyi nasıl ayırıyorsun?

- Bunun delili kalbimdir. Bir söz var ki onda kalbim huzur buluyor, ferahlıyor öbüründe ise ızdırap ve endişe hâsıl oluyor. Şimdi artık namaza kaldırma konusunda gerçeği söyle de hem sen kurtul hem ben kurtulayım.

Bu uzun muhavereden sonra muhatabını aldatamayacağını anlayan şeytan nihayet pes etti ve:

- Peki, peki, dedi. Mademki senin elinden kurtuluş yok, o halde bu işin doğrusu şu: Geçenlerde sizden biri sabah namazına mescide yetişemedi. Namazın kaçtığını görünce pişmanlık ve üzüntüyle öyle bir ah etti ki yer, gök titredi. Bu ahı işiten mescittekilerden biri;

- Gel kardeşim, dedi, seninle bir alışveriş yapalım. Benim namazım senin olsun, senin ahın da benim, dedi. Böylece ikisinin de rızasıyla namazla ah el değiştirdi... O gece ahı satın alan gaibden şu sesi işitti:

- Sana müjdeler olsun! Ne kârlı bir alışveriş yaptın. Satın aldığın o ahın hürmetine hem kendi namazın hem de oradaki herkesin namazları kabul olundu.

Ey Muaviye! İşte ben de senin böyle bir ah çekmenden korktum ve seni bu büyük faziletten mahrum etmek için uyandırdım.

Muaviye:

- İşte şimdi doğru söyledin ey Allah"ın düşmanı, dedi.