106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

ÂDÂB-I MUAŞERET / Tartışma Adabı

“(Rasûlüm!) Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et!” (Nahl; 125)

Her insanın ayrı düşünceleri, ayrı dünya görüşleri, ayrı duyguları, ayrı istekleri vardır. Tartışma gayet insânî ve medenî bir haldir. Tartışma ya da eski dilde münazara, birbirine aykırı düşünce, görüş ve tutumların karşılıklı savunulmasıdır.

Cenab-ı Zülcelâl Hazretleri, Kur’an-ı Kerim’de tartışmayı methetmiş ve birkaç yerde onunla emretmiştir. Başka birkaç yerde de sakındırıp kötülemiştir. Allah (cc)'ın sözlerinde çakışma ve çatışma olmaz. Tartışma iki çeşittir, biri övülen ve methedilen tartışma diğeri de kötülenen ve yerilen tartışmadır.

Övülen tartışma: Bu tartışmadan gaye ve hedefi Allah (cc)'a davet ve hakkı ortaya koyup ona yardımcı olmak, batılı geçersiz kılmak ve onun kötülüğünü ve yararsızlığını meydana çıkarmaktır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de; “Allah, kendisine hükümdarlık verdi diye (şımarıp böbürlenerek) Rabbi hakkında İbrahim ile tartışanı görmedin mi? Hani İbrahim, “Benim Rabbim diriltir, öldürür.” demiş; o da, “Ben de diriltir, öldürürüm” demişti. (Bunun üzerine) İbrahim, “Şüphesiz Allah güneşi doğudan getirir, sen de onu batıdan getir” deyince, kâfir şaşırıp kaldı. Zaten Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Bakara, 258) “Dediler ki: Ey Nûh! Bizimle tartıştın ve tartışmayı uzattın. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi kendisiyle bizi tehdit ettiğin azabı getir.” (Hud, 32)

İşte bu ayetler müminlerin kâfirlerle yaptığı mücadeleler hakkındadır. Mücadele hakkın meydana çıkması için yapılırsa inananlar arasında da caizdir.

Kötülenen ve hoşlanılmayan tartışma şekilleri:

Onlardan bazıları şunlardır;

1- Bilmeden tartışmaya girmek. Allah (cc), bundan sakındırdı ve bunu yerdi. Böyle yapan birinin büyüklük taslayan şeytanın peşinden giden biri olduğunu açıkladı.

Ve buyurdu ki; "İşte siz öylesiniz, diyelim ki biraz bilginiz olan konuda tartıştınız. Ama hiç bilginiz olmayan konuda ne diye tartışırsınız? Oysa Allah bilir, siz ise bilmiyorsunuz." (Ali İmran, 66)  “İnsanlardan kimi vardır ki, hiçbir bilgisi olmadığı hâlde, Allah hakkında tartışmaya girer ve her azgın şeytanın ardına düşer.” (Hac, 3)

2- Hak ortaya çıktıktan sonra tartışmaya devam etmek: Buda yerilen ve kötülenen bir tartışma şeklidir. Allah (cc) şöyle buyurur: "Bu kabul edildikten sonra Allah hakkında tartışmaya kalkışacakların delilleri Rableri yanında geçersizdir. Üzerlerine bir gazap ve kendilerine şiddetli bir azap vardır." (Şura, 16)

3- Hakkı iptal etmek için tartışma: "Halbuki, Biz gönderdiğimiz peygamberleri ancak müjdeleyici ve uyarıcı olmak üzere göndeririz. Küfredenler ise, hakkı batılla kaydırmak için mücadele ediyorlar; ayetlerimizi ve kendilerine yapılan tehdidi alaya aldılar." (Kehf, 56)

4-Batılı hak göstermek için yapılan tartışma: Kâfirlerin küfürlerini ve putlarını savunmak için yaptıkları cidal bu kabildendir. Bidatçilerin uydurdukları bidatleri ve kendi görüş ve hevalarını savunmaları için yaptıkları tartışma bunun başka bir örneğidir. Allah (c.c) şöyle buyurur: "Meryem oğlu örnek getirilince kavmin hemen bağrışmaya başladı. Ve "bizim mabutlarımız mı hayırlı, yoksa o mu" dediler. Onlar, bu örneği ancak çekişmek için getirdiler; zaten onlar düşmanlık ededuran bir topluluktur.” (Zuhruf/57-58)

Tartışmanın adabı şunlardır:

1- Halis bir niyet: Tartışma yapanın maksat ve niyeti hakkın izharı ve batılın iptali ve yok edilmesi şeklinde olmakla halis niyette meydana gelmiş olur. Münazara sadece bunun için meşru kılınmıştır. Tartışmadan maksat karşıdaki hasmı yenmek ve toplum içinde öne çıkmak olmamalıdır. Yani tartışma yapan kişinin tartışmayla kastı, alimlere övünmek, cahillere posta koymak şeklinde olan nefsi arzuları için değil de Allah (c.c)'ın rızasını kazanmak olmalıdır.

2- Delil ve hüccetini bildiği şeylerden ve konulardan tartışma yapmalıdır: Çünkü yüce Allah (c.c) bilmeden tartışanları yermiştir. Sonra cahilin üzerine farz olan tartışmak ve çekişmek değildir soru sormak, mesele hakkında fetva almaktır. Cahile farz olan sormaktır. Çünkü Mevla buyurur: "...bilmiyorsanız sorun kitap ehlinin bilginlerine." (Enbiya 7) bilen cahile öğretecektir.

3- Cahille münazaraya girmemelidir. Çünkü cahille tartışmaya girmek haramdır. Allah (c.c) şöyle buyurur : "Şöyle-böyle bilginiz olan şeye dair tartışıp duruyorsunuz ama hiç bilginiz olmayan şeyde de ne diye tartışmaya kalkışırsınız? Allah bilir, siz bilmezsiniz"(Ali İmran, 66)

4- Kendisinden daha çok bilen bilgin biri ile münazaraya girmemeli: Çünkü onun görevi ve üzerine düşen, daha iyi bilene sormaktır, delille güçlendirdiği onun görüşüne uymak ve kabul etmek vazifesidir. Daha iyi bilenle münazara etmek münazara değil başvurma ve müracaat etmedir.

İbni Abdulber diyor ki: "Dediler ki münazara ve hakkın meydana çıkması ancak iki denk veya birbirine bilgi bakımdan yakın kişiler arasında sahihtir ve gerçekleşir. Münazırlar din, anlayış akıl ve insaf bakımından aynı derecede olmalıdırlar. Eğer böyle olmazsa bu bir ağız dalaşı ve inatlaşmadır."

5-Tartışma yapan adil olmalıdır: Delil ve hüccetini ortaya koyması için karşısındakine hoş görülü ve müsamahalı davranmalı, sözünü kesmemelidir. Ona saldırmamalı, aşağılamamalı, hakaret etmemelidir. Bu şekilde hareket Firavun'un Musa (a.s)'a karşı davranış sünneti ve yoludur.

6- Tartışan ve münazara eden kişi, hak meydana çıktığında onu kabul etmeli ve orada durmalıdır: Eğer böyle yapmazsa kibirli inatçılardan olur Allah (c.c)'ın onun gönlünü kaydırmasından, yamultmasından emin olunmaz. Yüce Allah (c.c) şöyle buyurur: "Hani bir zaman Musa kavmine: "Ey kavmim, benim size (gönderilmiş) Allah'ın peygamberi olduğumu bildiğiniz halde niçin bana eziyet ediyorsunuz?" demişti. Sonra onlar yamukluk edince, Allah'da kalplerini yamulttu. Öyle ya, Allah fasıklar güruhunu doğru yola çıkarmaz!" (Saf; 5)

7-  Her iki münazaracıda birlikte tartışmayı keserler, hiç birisi hak olanı ortaya koymaya kadir olamazsa orada durmaları münazaraya devam etmemeleri ve tartıştıkları meseleyi daha iyi bilen birine sormaları gerekir:  Yüce Allah (c.c) şöyle buyurur: "Ey iman edenler, Allah'a itaat edin,  peygambere de itaat edin, sizden olan yetkililere de. Sonra bir şeyde anlaşmazlığa düştünüz mü, hemen Allah'a ve Peygamberine arz edin onu, eğer Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanan mü’minler iseniz. Bu hem hayırlı hem de netice itibariyle daha güzeldir." (Nisa, 59)

8- İnatçılarla ve bidat ehli ile tartışmaya girilmemelidir: Ancak bunlara delil getirmek ve daveti devam ettirmek için sadece tebliğ yapılmalıdır.  Çünkü Allah (c.c) şöyle buyurur: "Kitap ehli ile zulmedenleri bir yana, ancak en iyi bir şekilde mücadele edin ve deyin ki: "Biz, hem bize indirilene iman ettik, hem size indirilene ve bizim ilahımız ile sizin ilahınız birdir. Ancak biz yalnız O'na teslim olmuşuzdur." (Ankebut,46) "Buna karşı seninle tartışmaya kalkışanlara de ki: "Ben yüzümü İslam ile tertemiz Allah'a tuttum, bana uyanlar da." O kitap verilenlerle verilmeyen ümmilere de ki: "Siz İslam'ı kabul ettiniz mi?" Eğer kavgayı kesip İslam'a girerlerse doğru yolu tutmuşlardır. Yüz çevirirlerse, sana düşen ancak tebliğdir; Allah o kullarını görüyordur." (Ali İmran, 20)

İmam-ı Malik'e sorularak dendi ki; adam sünneti biliyor ve o hakta münazaraya ve mücadeleye giriyor bu doğrumu? Dedi ki: Hayır, o sadece sünneti haber vermekten sorumludur. Eğer kabul edilirse ne ala, kabul edilmezse çekişmeye devam etmez susar.

Sonuçta tartışma fikirlerin arenaya çıkma olayıdır. Hele hele küsmek, darılmak, duygusal olarak kabuğuna çekilmek, ölçüyü kaçırıp rencide etmek, gereksizce lafları uzatmak, hakaret etmek, inatlaşmak, ego tatmini haline getirmek vs. adaba aykırı durumlardır. Bunları başarırsak tüm tartışmalar Allah (c.c)’ın rızasına uygun olacaktır.