106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

NEFSİN HASTALIKLARI / Şüphe

“Gerçek müminler ancak Allah'a ve Resulüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır. İşte doğrular ancak onlardır.” (Hucurat; 15)

 İslam'ın temelini Tevhid inancı oluşturur. İnsanlık tarihi boyunca bütün peygamberler, insanları Allah (cc)'ın birliğine inanmaya, yani Tevhid'e çağırmışlardır. İmanın temelinde Tevhid inancı vardır. Kur'an-ı Kerim, insanoğlunu bilerek inanmaya ve bilerek yaşamaya çağırmaktadır. Müslüman insan, neye niçin inandığını, neyi niçin yaptığını çok iyi bilmek durumundadır. İnsan, haklı olarak, inancının ve davranışlarının mantıki temellerini bilmek, öğrenmek istemektedir. İşte bu arzu, beraberinde birtakım şüpheleri getirmektedir.

Şüphe; tereddüt, kuşku, güvensizlik duygusu, işkillenme anlamlarındadır. Bir şeyin doğru olup olmadığına veya var olup olmadığına dair kati kanaat ve bilgi sahibi olmamak halidir. Bir konuda kesin bilgi veya kanaate varamamaktan doğan tereddüttür.

Bir kimsenin mümin sayılması için iman esaslarını şeksiz ve şüphesiz kabul etmesi gerekir. Kalbinde Allah (cc)'a, elçisine, gönderilen ilahi mesaja ve ahirete ait herhangi bir şüphe bulunan kimse gerçekte tam iman etmiş olamaz. Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Allah (cc) şöyle buyurur;

 “(Ey Muhammed)! Bu, Rabbin tarafından bir gerçektir. Sakın şüphe edenlerden olma.” (Al-i İmrân, 60)

İnsanın, kalpteki bütün duyguları Allah (cc)'a açıktır. O her şeyi bilmekte, işitip görmektedir. İnsan bir şey yapmak istediğinde; kalbinde bir tereddüt peydah olur, kalbi ona bir türlü razı olmaz, şüphelenir ve günah olmasından korkarsa orada durmalıdır. İşte bu temiz kalbin ve vicdanın bir uyarısıdır, onu dinlemek icap eder. Doğruyu bulma konusunda vicdanın rolü çok büyüktür. Samimi olarak vicdanını dinleyen insan, çoğu zaman yanılmaz. Ashabı kiramdan biri gelip:

"Bir şeyin bana şüphe verip vermediğini nasıl anlayabilirim; diye sormuştu Rasulullah (sav) şu tavsiyede bulundu:

"Elini kalbinin üzerine koy! Çünkü kalp haramdan irkilir ve çırpınır, helalden ise sükûn ve huzur bulur.”

 

İbadetlerde şüphe halinde galip zanna göre hareket edilir. Meselâ bir kimse bir vakit namazını kılıp kılmadığında şüphe etse, eğer böyle bir şüphe ilk defa olmuşsa namazını kılması gerekir. Fakat sık sık vuku buluyorsa galip zannına göre amel eder. Yine bir kimse namazında şüphelenerek üç mü yoksa dört rekât mı kıldığını hatırlamasa, eğer yanılma olayı bu kişinin başına ilk defa gelmişse yani bu gibi şüphelenmeler o kişide sürekli bir durum haline gelmemişse namazını yeniden kılmalıdır. Çünkü Hazreti Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:

“Sizden biri namazı kaç rekât kıldığı hususunda şüpheye düşerse namazını yeniden kılsın.”

Abdest ve gusül alırken şüphe geldiği zaman, “Acaba guslüm oldu mu, abdestim oldu mu?” diye içimiz kemirilirse, tekrar abdest alınız bu vehimdir, şeytandandır; demeliyiz. Onun şerrinden korunmak için eûzü besmele okuyarak Allah (cc)’a sığınıp ve Ayetü’l Kürsi’yi okumalıyız. Dikkatlice abdest aldıktan sonra gelen bu vesveseye asla kapılmayıp ve içimizden gelen sese “abdestim abdesttir, guslüm gusüldür.”, demelidir. Efendimiz (sav) bir hadisi şeriflerinde; “Vesvese şeytandandır. Abdest alırken, guslederken ve necaset temizlerken, şeytanın vesvesesinden sakınınız!” buyurmuştur. (Tirmizî)

Hz Peygamber’in (sav) sahabelerinden bir grup;

“İçimizden öyle şeyler hissediyoruz ki herhangi birimiz bunu söylemeyi bile büyük günah kabul eder.” dediler. Rasulullah (sav) Efendimiz;

“Gerçekten böyle bir şey hissetiniz mi?”, diye sorar. Onların; "Evet" demesi üzerine, Hz Peygamber (sav);

“Bu imanın ta kendisidir.”, cevabını verir.

Yine Hz Peygamber (sav); "Vesveseden (akla gelen kuruntu, düşünceden)" sordular Hz Peygamber (sav): "Bu, imanın hâlis olanıdır.", buyurdu. (Müslim)

Yüce Allah (cc)'ı veya iman konularından birini inkâr etmesi için zorlanan ve inkâr etmemesi durumunda, kendisine zarar gelecek olan bir kişinin, kalbi Allah sevgisiyle ve imanla dopdolu olması şartıyla, diliyle inkâr ettiğini söylemesi imanına zarar vermez. Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hak; “Kalbi iman ile sükûnet bulduğu halde (dinden dönmeye) zorlananlar dışında, her kim imanından sonra küfre kalbini açarsa, mutlaka onların üzerine Allah'tan bir gazap gelir ve kendilerine çok büyük bir azab vardır.”, buyurmuştur. (Nahl;106)

Kişinin aklına gelen şüphe ve sorular onun imanına zarar vermez. Çünkü bu tür vesveselere insanın engel olması mümkün değildir. Kur’an-ı Kerim’de de belirtildiği gibi, Yüce Allah (cc) her kişiye ancak gücü yettiği kadar sorumluluk yükler.

Düşünceleri önlemek, onlara gem vurmak ise insan gücünü aşan bir olaydır. Bir mü'min aklına gelen soruların cevaplarını ilim sahibi, samimi müminlere sorarak, cevap aramalıdır. Rabbimiz bizleri şüpheli şeylerden muhafaza eyleyip kalbi selimlerden eylesin…