106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

MÜMİNE ANNELERİMİZ / Ümmü Ruman (R.A) Hazretleri

Allah-u Teâlâ’yı sevmek; sevdiklerini sevmek, sevmediklerinden Allah için nefret etmektir. Allah-u Teâlâ’yı sevmek;  O’nu razı edebilmenin kaygısını taşıyabilmektir.

İşte kıymetli okurlar bu ayki sayımızda ömrünü bu kaygıyla geçiren bir mümine annemizden daha bahsedeceğiz. Evladı, Cenab-ı Hak tarafından ahir zaman Peygamberine zevce olarak seçilmiş bir anneden… Ümmü Ruman’dan bahsedeceğiz inşallah...

Ümmü Ruman (ra) Kinâne kabilesinin Benî Firâs koluna mensuptur. Yemenlidir. Asıl adı Zeynep’tir. Ümmü Ruman künyesiyle bilinmiştir. Daha önce Hâris el-Esedi ile nikâhlanmış olup, bu evlilikten Tufeyl adında bir oğlu olmuştur. Hâris el-Esedi, Mekke’de vefat edince Hz. Ebû Bekir (ra) ile evlenmiştir.

Ümmü Ruman (r.anha) hanım sahabelerin belki de en kutlu, en mutlu olanıdır. Çünkü O,  Fahri Kâinat Efendimize (sav) kayınvalide, sadık dost olarak anılan Hz. Ebu Bekir’e (ra) eş ve Hz. Aişe (ra) gibi bir peygamber eşine,  anne olmuştur…

 

Ümmü Ruman Annemiz İslâm’ın zor ve çileli geçen ilk yıllarında Müslüman olmuştu. İlk iman edenlerdendi. Peygamber Efendimiz (sav), Hazreti Ebû Bekir’i  (ra)  kendine en sadık dost kabul etmişti. Zulüm ve işkence gören ashabını kurtarmak için O’nunla birlikte uzun uzun istişare ederdi. Bu vesile ile de Hz. Ebu Bekir (ra)’ın evine sık sık giderdi. Ümmü Ruman, Rasulullah (sav)’ın bu ziyaretlerinden çok memnun olur, candan hizmet ederdi. Edeb ve hürmette kusur etmemeye çalışırdı.

Hz. Hatice’nin vefat etmesinden sonraydı. Rasulü Ekrem (sav) Efendimize Hz Âişe ile evleneceği vahy edilmişti. Fakat bunu kimseye açmamıştı. Bir gün Hz. Peygamber (sav) bu bahtiyar aileyi ziyarete gitmişti. Hz. Aişe’yi üzgün gördü. Sebebini sorunca o da annesinin kızdığını söyledi. O şefkat peygamberi Ümmü Ruman (ra)’a :“Âişe’yi koruyup O’na iyi muamele etmenizi tavsiye ederim.” buyurdu.

Ümmü Ruman çok zeki bir kadındı. Bu uyarının gereğini anlamadı ama Allah Resul’ünün sözüne itaati tamdı. O söyleyince akan sular dururdu. Hemen bu uyarının gereğini yaptı. Kızına karşı daha yumuşak davranmaya başladı.

Hz. Hatice’nin (r.anha) vefatının üzerinden üç yıl geçmişti. Osman ibni Muaz’ın hanımı Havle, Efendimize (sav) gelerek, Aişe ile nikâhlanmasını önerdi. Cenab-ı Hak da vahiy yoluyla bunu bildirmişti. Rasulü Ekrem (sav), Havle’yi Hz. Ebu Bekir’in (ra) evine gönderdi. Havle sevinçle Hz. Ebu Bekir’in evine gitti ve kapıyı açan Ümmü Ruman’a (ra): “Ya Ümmü Ruman! Allah Sana hayır ve bereket ihsan etti. Sen bunun ne olduğunu biliyor musun?” diye sordu. Ümmü Ruman’ın merak içinde kaldığını görünce anlatmaya başladı, kendisini Rasulullah’ın (sav) yolladığını söyledi ve sebebi ziyaretini açıkladı. Aişe’ye dünür gelmişlerdi.

Bu teklife çok sevinen Ümmü Ruman cevabı eşiyle birlikte verebileceğini açıkladı. Hz. Ebu Bekir (ra) için bu çok büyük bir saadetti fakat aklına takılan bir husus vardı. Havle’ye “Aişe O’nun kardeşinin kızıdır. Bu uygun olur mu?” diye sordu. Havle (ra) bu şüpheyi ortadan kaldırmak için Rasulullah’a (sav) giderek ve aralarında geçen diyalogu aktardı. Efendimiz  (sav) “Git O’na söyle. O, Benim din kardeşimdir. Kızı Bana helaldir” buyurdu. Havle (r.anhâ) bu cevabı getirince Hz. Ebû Bekir (ra) büyük bir memnuniyetle teklifi kabul etti. Kızını Rasulullah (sav)’e nişanlayarak akraba olmayı kendine şeref bildi.

Bu nişan hadisesinin ardından Ümmü Ruman’ın omuzlarına daha ağır bir yük binmişti. Çünkü artık o bir evlat yetiştirmekten ziyade; Allah’ın Rasulü’ne eş olacak bir hanım yetiştirmekteydi. Bu nedenle kızı Aişe’ye karşı daha titiz, daha dikkatli bir şekilde davranmaya başlamıştı. O’nu adeta gözünden bile sakınırdı.

Peygamber Efendimiz ile Hz. Ebu Bekir (ra) hicret ettiklerinde ailelerini Mekke’de bırakmışlardı. Bir müddet sonra Zeyd ve Hz. Ebu Bekir’in oğlu Abdullah Mekke’ye geldi. Ehl-i beyti ve Hz. Ebu Bekir’in ailesini de alıp Medine yolunu tuttu. Yolda bir ara Hz. Âişe ve annesini taşıyan deve huysuzlaştı ve kaçar gibi oldu. Ümmü Rumân (r.anhâ) buna çok üzüldü. Başına bir felâket gelirse Rasulullah (sav)’e ne diyeceğini şaşırdı. Yerin ve göğün sahibine sığınarak O’ndan yardım istedi. Çok telaşlanmıştı. Biraz sonra Allah-ü Teâlâ deveyi sakinleştirip geri döndürdü. Sağlık ve sıhhat içinde geride kalan aile efradı hep birlikte Medine’ye ulaştı.

Ümmü Ruman (r.anhâ) Mekke’de olduğu gibi, Medine’de de Hz. Ebû Bekir (ra)’ın İslamî çalışmalarında en yakın destekçisi oldu. Hz. Ebu Bekir malını Hak namına infak ederken dahi karşı gelmedi. Rasulullah (sav)’e nişanlı bulunan kızı Âişe’ye kuracağı yuvanın mükellefiyetlerini öğretmeye gayret etti. O’na karşı nasıl davranması gerektiğini anlattı. Örnek oldu. Hizmetlerinde ne derece hassas ve dikkatli olması, nazik ve gönül alıcı davranması lâzım geldiğini hatırlattı. Bu hassasiyetleri O’na sık sık tekrarlayarak sevgili kızı Âişe’yi evliliğe hazırladı. Şevval ayının içinde Ümmü Ruman (r.anhâ) Allah Resûlü’ne kayınvalide olma şerefine erdi.

O ibadete düşkün bir hanımdı. Çok namaz kılardı. Bir gün namaz kılarken biraz sallanmıştı. Hz. Ebu Bekir (ra) O’nun namaz kılarken sallanmasını uygun bulmadı. Namaz bittikten sonra kendisine Rasûlü Ekrem (sav) Efendimizin şu hadisini nakletti.

“Sizden biriniz namaza durduğu zaman herhangi bir yerini kıpırdatmasın. Yahudiler gibi de sallanıp durmasın, zira dimdik durup sağa sola kıpırdamamak, namazı tamamlayan şeylerdendir.”

Kâinatın Efendisi O’na çok değer verirdi. O’nun hakkında: “Kim Cennet hurilerinden birine bakmaktan hoşlanırsa Ümmü Rumân’a baksın.” buyurmuştur.

Ümmü Ruman (r.anhâ) ömrünü Allah ve Resulü’ne teslimiyetle geçirdi. Çektiği sıkıntıları ve halini kimseye anlatmazdı. Bu ahlakından dolayı Efendimiz (sav) O’nun hakkında mağfiret dileyip şöyle dedi: “Allah’ım! Senin ve Rasûlünün yolunda Ümmü Rumân’ın neler çektiği Sana gizli değildir.” buyurdu.  Hicret’in altıncı yılında Medineyi Münevvere’de vefat eyledi. Cenâb-ı Hak cümlemizi Ümmü Rumân (r.anhâ) Annemizin şefaatlerine nail eylesin. Onların ahlakıyla ahlaklanmayı müyesser kılsın. Âmin…