106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

TASAVVUF / Şeytanın Hileleri

Şeytanın, insanın kalbine kuruntu sokarak ibadetini bozmaya çalıştığı yollar yedi tanedir:

 1- Şeytan kişinin ibadet yapmasını engeller, terk ettirmeye çalışır. İbadetin önemini bilen, ben buna muhtacım, bu dünyaya, ahirete hazırlık yapmak için geldim. Bu da sâlih amelle olur der ve bu kuruntuyu gönlünden atarsa, bu defa şeytan şu hileye başvurur.

 2- “Bari birkaç gün şu âlemin zevk ve sefasını sür de sende bu dünyanın hiç bir arzusu kalmasın. Ondan sonra tövbe edip salih amel işlersen Cenab-ı Hakk’ın Rıdvan Cennet’ine girer; her iki dünyada da mutluluğa kavuşursun”, diyen şeytana, basiret ehli şu cevabı verir:

“Ecel elimde değil, sabaha sağ çıkacağımı bilemem. Sonra bugünün işini yarına bırakırsam ya yarının işini ne zaman yapayım. Her günün kendine mahsus bir işi vardır. Onu günü gününe yapmam şart olduğu gibi namazı da vaktinde kılmam farzdır.” Bu cevaba karşı şeytan şu hileye başvurur:

 3- Ölüm kapıyı çalmadan ibadetini çabuk ve bol bol yap ki çok sevap kazanasın ve Cenab-ı Hakk’a yakınlığın artsın diyen şeytana: “Az fakat tam yapılan amel, çok fakat eksik yapılan amelden daha hayırlıdır.”, cevabını veren hidayete ermişlere karşı şeytanın hilesi:

 

4- “Bütün âdâp ve erkânıyla   ibadetini mükemmel şekilde yap ki görenler senin bu güzel ibadetine imrensin ve örnek tutarak sana uysunlar. Bundan iki sevap kazanırsın: Biri, yaptığın ibadetin sevabı, diğeri sana uyanlardan aldığın sevap.”

Şeytanın bu telkinden gayesi, ibadete riya karıştırıp bozmaktır. Temiz müminler ona şu cevabı verir: “İbadetimiz sırf Allah içindir. Halka gösteriş değildir. Bu gaye ile yaparsak zararımız faydamızdan çok olur. İbadetimizi Allah görsün ve kabul buyursun kâfidir. Halkın görmesi veya görmemesi bizi ilgilendirmez. Ümidimiz Allah'tandır, halktan değil.”

Bu cevap karşısında şeytan başka bir hileye başvurur.

 

5- “Güzel amel işledin. Hâlis ibadet yaptın ve böylece Allah'ın yanında değerin, merteben arttı. Erenler makamına, sıddıklar mertebesine yükseldin.”

Basiret ehli bu fikri de reddeder ve der ki: “Bize bu ibadeti nasip eden Allah'a hamdü sena ederiz. Bu, O’nun fazilet ve kereminin   sonucudur. Bize   kuvvet ve kudret verdi. Basiret ve marifet sahibi yaptı. İbadetimizi engellerden korudu. Lütuf ve keremiyle ibadetimize kıymet verdi. Yoksa yaptığımız ibadet O’nun bize olan nimetleriyle ölçülemez. Belki bu nimetlerin binde birinin şükrü, işlediğimiz günahların yüz binde birisine kefaret olur. Cenab-ı Hakk’ın ibadetlerimizi kabul etmesi, bizim için en büyük saadettir.”

Bu cevaba karşı şeytan:

 

6- “İbadetini halktan gizle. Her ne yapsan saklı tut kimse bilmesin. Çünkü ulu zatlar da ibadetleri öyle gizli yaparlardı ki Allah'tan başka kimse bilmezdi.”

Şeytanın, bu kuruntudan gayesi, açıkça işlenmesi gereken bazı amelleri terk ettirmek ve ibadeti gizli yaptırmak suretiyle halk içinde (O, ibadetini gizli yapıyor sözünü yaymakla) meşhur olmasını ve böylece riyaya kaçmasını sağlamaktır. Evvelki riya, ibadeti açık yapmakla halka gösterişte bulunmak, bunda da gizlemek suretiyle meşhur yapmaktır. Hidayete erenler, bu hileyi de şöyle savarlar:

“Şeytana derler ki ey melun, şimdiye kadarki hilelerinle ibadetimizi bozmaya çalıştın muvaffak olamadın. Şimdi de dinimize el attın onu söndürmeye gayret ediyorsun. Ben, Allah'ın bir kuluyum. O, Rabbimdir. İbadetimi isterse gizler isterse açığa vurur. Dilerse beni aziz eder yükseltir. Dilerse hakir eder alçaltır. Hüküm O’nundur. Ben, O’nun kudret elinin altındayım. Halkın elinde ne var ki beni, onlardan (ibadetimi görme veya görmemelerinden) endişeye düşürsün.”

Bundan sonra bu ikiyüzlü aldatıcı, son ve önemli hilesine başvurur:

 

7- Şeytan bunda, kaza ve kader meselesini ortaya atar ve şöyle söyler: “Bu ibadetten sana ne fayda var. Eğer yaradılışında, alnında mutludur yazılmışsa, ameli terk etmekle hiç bir zarar görmezsin. Eğer mutsuz yazılmışsa yapacağın ibadetin sana ne faydası olur. Alnındaki yazıyı değiştirebilir misin?”

Burada da Allah'ın hidayeti ve yardımı yetişiyor ve bu zor geçidi, sıddıklar, salihler şu cevabı vererek geçiyor:

Biz, Allah'ın kuluyuz. Bize, işine karışmayı değil, ona hizmet etmeyi emretti. İlâhi sırları, ilâhî hikmetleri ancak kendisi bilir. Nasıl dilerse kullarına öyle muamele yapar. Fail-i muhtardır. Dilediğini işler. O’na itiraz etmek hiç kimsenin haddi değildir. Kula kulluk yakışır.

 

Cenab-ı Hak kendisine lâyık olanı bilir. Dilediğini yapar, kimseye danışmaz. Kul der ki: Kaderimde mutlu, olayım olmayayım. Bana, sâlih amel işlemek ve Rabbimin emirlerini yerine getirmek lâzımdır. Çünkü mutlu isem ibadetlerimde, ya ilâhî!   Lütfunla bana,  ezelden saadet tekdir buyurmuşsun. İbadetimi de gereği gibi yapıyorum, Beni rahmetinden ve Cennet’inden mahrum etme çünkü takdirin değişmez. Salih amel işleyenlere büyük sevap vereceğini vaat ettin. Kerim olan o vaadinizden dilerim ki beni sebepsiz mutlu kıldığın ve mesut yarattığın gibi, ibadetlerimi de fazilet ve kereminle değerlendirip bana daha yüksek mertebelerin ihsanını esirgemezsin. Eğer kaderde mutlu değilsem kıyamet gününde nefsimi kınamayayım ve dünyada asi olmasaydım bu felâket başıma gelmezdi sözünü etmeyeyim ve yalvarıp diyeyim ki:

 

“Ya Rabbi! Dünyada emirlerine karşı gelmedim. Buyruklarını tamamıyla yerine getirmeye ve rızanı kazanmaya çalıştım. İster beni Cennet’e gönder ister Cehennem’e, iki cihanda  da Senin rızanı kazanmış olmam saadeti bana yeter. Nitekim Cenabı Hak Kur'an-ı Kerim’de, Bana tâat ve ibadette bulunanlara sevap vardır, vaadinde bulunmuştur. Hâşâ! Allah vaadine hilaf etmez. İşte bahtiyar insanların ağzıyla, Kur'an-ı Kerim’de (Zümer-74)  “Allah'a hamdolsun bize olan vaadini tuttu.” buyuruluyor.

Bu ayeti kerimeye göre, Cenab-ı Hakk’a iman edip ibadette bulunan kimse elbette Cennet’e girecektir. Çünkü Allah, vaadinde hilaf etmez. Bu geniş açıklamadan anlaşıldı ki şeytan, insanın en büyük düşmanıdır. İbadeti, onun  hilelerinden korumak zordur. Bu sebepten kişi, ibadetlerinde ihtiyatlı davranabilmesi, şeytanın aldatışlarından sakınması ve daima onun şerrinden Allah'a sığınarak şeytanın hilelerinden kendisini koruması için yardımda bulunmasını Allah’dan dilemesi lâzımdır.

 

İbadeti köstekleyen dördüncü engel de insanın nefsidir. Ey şeriat yoldaşları, ey tarikat kardeşleri Cenab-ı Hak, hepimizi nefsi emmarenin şerrinden  korusun.

 

Çünkü nefs, insanın en kuvvetli düşmanıdır. Hırsızların başıdır. Belâların zorlusu, afetlerin şiddetlisidir. Derdinin sebebi bilinmez, ilacı bulunmaz. Çünkü bu düşman içtedir görünmez. Evi (bedeni ve ruhi varlığı) içteki bu sinsi hırsızdan korunmak zor, hilelerini savmak güçtür. Bunun derdi içten ve yürektendir. Diğer organlar gibi dışta değildir ki görünebilsin. Bu (nefs) sahibine hem dost hem düşmandır. Kişi, dostunun ayıbını bilmez ve görmez. Sevgi, gözleri kör eder. Ne kadar ayıbı olsa görmez. Çünkü insan, nefsinin kötülüklerini iyi olarak görür. Hiç birini ayıp saymaz. Hâlbuki nefis, daima kendisine düşmanlık yapar. Haberi olmadan her an onu felâkete sürükler. Meğerki Allah'ın yardımı yetişip de onu korusun. Şu insanların haline bakıp biraz düşünsek, bütün bu amansız savaşlara kötülüklere ve felâketlere sebep ya doğrudan doğruya yahut şeytanın yardımından faydalanan nefsi emmarenin olduğunu anlarsın.

80 bin yıl ibadet eden şeytanı Allah'a isyan ettiren ve kapısından kovulmasına sebep olan kim! Kibir ve kıskançlığı yüzünden onu dalâlet denizine gömen ve ilâhi merhametten ebediyyen mahrum eden kim! Şüphesiz ki nefs… Şeytana kuruntu veren bu sonsuz felâkete sürükleyen yalnız nefsi idi.

Bundan sonra Allah'a isyan eden babamız Hz. Âdem ile Havva Annemiz oldu (Allah'ın selam ve rahmeti onların üzerine olsun) Şeytanın hilesine aldanıp yasak edilmiş meyveden yediler. Emre itaatsizlikleri yüzünden Allah'tan uzaklaştılar. Firdevs Cenneti’nden atıldılar. Bu bayağı ve aşağılık dünyaya indirildiler. Nefislerinin, ebedi hayat ihtirası ve insan şehveti olmasaydı, şeytanın hilesine kapılıp Cenabı Hakk’ın yasak ettiği meyveyi yemez, hem kendilerinin ve hem de evlatlarının bu fâni dünyaya atılıp bunca zahmet ve belâlara katlanmalarına sebep olmazlardı.

Hâbil-Kabil hikâyesini işitmedin mi? Nefsin ihtiras ve şehveti yüzünden kardeş kardeşi öldürmedi mi? Şu halde, insanlığın var oluşundan bugüne kadar insanlar arasında meydana gelmiş olan bütün kötülükler felâketler, harplar, karışıklıklar, sapıklıklar... Hep nefsin şehvet ve ihtirasından doğmuştur:

 

Ya doğrudan doğruya yahut şeytanın yardımıyla... Eğer nefsin bu uğursuzluğu olmasaydı herkes iyilik ve selâmet yolunda olurdu. Nefsin, sahibine olan bu amansız düşmanlığı bilindikten sonra herkese vacip olan, ona uymamak ve daima ıslahına, doğruya, iyiye yönelmesine çalışmaktır.

 

Bu görünmez, amansız düşmana karşı nasıl savaşalım, şerrinden kendimizi nasıl koruyalım sorusuna karşı cevabımız şu: Nefs, çetin bir düşmandır. Yola getirilmesi, ıslahı zordur. Diğer düşmanlara, benzemez. Çünkü nefis, aynı zamanda insanın binek atıdır. Ona binerek gayemize ulaşıyoruz. Bunun için kendisini tamamen susturmak gemlemek mümkün olmadığı gibi başıboş bırakmakta büyük bir hatadır. Çünkü o zaman sahibine zarar verir ve felâketine sebep olur.

 

O halde nefsimizi terbiye edip ona, kötülükten çekinme ve daima iyilik yapma gücünü kazandıralım. Hapsetme riyazet ve dileklerini engellemek yolu ile zayıflatalım ki serkeşliği terk etsin ve itaatli olsun. Fakat bakımını da ihmal etmemek lâzımdır ki zararından emin olalım. Aksi halde konakları birer birer geçip son durağa varmak kolay olmaz.

 

Bu sebepten bineğin yemini ortalama vermeli tâat gemini ağzına, takva yükünü sırtına vurmalı ki uslu olsun ve işe yarasın. Nitekim Allah dostları büyük zatlar nefis ıslahı için üç şey tavsiye ederler:

 

1- Nefsin lüzumsuz dileklerine engel olmak, zararlı arzularından ilgisini kesmek suretiyle itaatli ve uslu yapmak. Nitekim serkeş azgın bir merkeb, ancak yemini azaltmak yolu ile uysallaştırır.

 

2- Ağır yük yüklemek (fazla ibadet yaptırmak) suretiyle. Nitekim azgın bir merkebe, az yem vermek ve ağır yük yüklemek ile o uysal duruma getirilir.

 

3- Nefsin, sana itaatli ve uysal olması için Cenab-ı Hakk’ın  yardımını dilemek ve ona bu hususta daimî niyazda bulunmak. Nitekim Allah Kur'an-ı Kerim’de (Yusuf 53) Hz. Yusuf (as)’ın ağzından:

“Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir”, buyruluyor.

İşte bu üç esasa göre hareket edersen Allah'ın yardımıyla nefsin itaatli olur, kötülüklerinden kurtulur ve selâmete erersin.

 

Nefsi, sahibine boyun eğdirecek, ona itaatli kılacak takvadır. Takva, gizli bir hazinedir. Mücevherler ve kıymetli taşlarla doludur. İçinde çok hayır büyük kurtuluş, ikram edilmiş rızık, hesapsız ganimet vardır ki anlatılması imkânsızdır, özetle diyebiliriz ki dünya ve âhiret saadetini temin eden her şey bu hazinede toplanmıştır.