106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

İSLAM BÜYÜKLERİ / Necmeddin-i Kübra Hazretleri

Necmeddîn-i Kübra Hazretleri; fıkıh, tefsir, hadis âlimlerinden ve evliyanın büyüklerindendir. Tasavvuf’ta Kübreviye (Zehebiye) diye bilinen yolun mürşidi, rehberidir. İsmi, Ahmed bin Ömer bin Muhammed bin Abdullah-el Hayvekî, künyesi Ebul Cennâb’dır. Bu künyeyi kendisine, rüyada Peygamber (sav) Efendimiz vermiştir. Lakapları; Necmeddîn, Şeyh-ül İmâm, Zâhid-ül Kebîr ve Şeyh-i Harezm’dir. Necmeddîn-i Kübrâ diye meşhur olmuştur. Yaptığı bütün münazaralarda galip geldiği için, kendisine Et-Tâmmet-ül Kübrâ lakabı da verilmiştir. 1145 (H.539) senesinde, Harezm köylerinden Hayvek’te doğdu. Buna nispetle Hayvekî denilmiştir.

Çocuk yaşta ilim tahsiline başlayan Necmeddîn-i Kübrâ Hazretleri, ilim öğrenmek aşkıyla çeşitli beldeleri dolaştı. İskenderiye’de; Ebû Tâhir-es-Silefî’den, Isfahan’da; Ebul Mekârim, Ahmed bin Muhammed-el Lebbân’dan, Hemedan’da; Hafız Ebül-Âlâ’dan, Nişâbûr’da; Ebul Meali el-Fürâvî’den, Mısır’da; Baklî’den (Ebû Muhammed eş-Şîrâzî’den) ve daha birçok âlimden ilim öğrenip, hadis-i şerif rivayet etti. Tasavvuf’ta, amcası Ebû Necîb-i Sühreverdî Hazretlerinden feyz alarak yetişti. İsmail Kasrî ve Ammâr bin Yâsirin bereketli sohbetlerinde bulundu. Fahreddîn-i Râzî Hazretleriyle görüştü. Böylece birçok ilimde yetişip, Tasavvuf’ta yüksek derecelere kavuştu. Sonra memleketi olan Harezm’e gidip insanları irşat etmeye, yani onlara doğru yolu göstermeye başladı. Kısa zamanda etrafına yüzlerce talebe toplandı. Mevlana Celâleddîn-i Rûmî Hazretlerinin babası Sultân-ül Ulemâ Behâeddîn Veled Hz. ile Ferîdüddîn-i Attâr Hazretlerinin hocaları Mecdüddîn-i Bağdâdî ve Baba Kemâl Cündî, Abdülazîz bin Hilâl, Nâsır bin Mensûr, Seyfüddîn-i Baherzî, Necmüddîn-i Râzî, Radıyyeddîn Ali Lâlâ, talebelerinden olup, her biri zamanlarında insanlara doğru yolu gösteren rehber kimselerdi.

Necmeddin-i Kübra Hazretleri, iman ve irfan hizmetini sürdürürken, bölgeyi kasıp kavuran, başlarında Cengiz’in bulunduğu Moğol tehlikesiyle karşılaştı. Tarihin kaydettiği büyük felaket ve katliamlarından birini gerçekleştiren Moğollara karşı dervişlerini memleketlerine gönderen büyük insan, kendisi de silaha sarıldı. Dervişlerini memleketlerini savunmak üzere gönderirken, şarktan fitne ateşinin geldiğini, her tarafı yakacağını ve İslam tarihinde böyle bir fitnenin görülmediğini söyledi.

Moğollara karşı kılıcını eline alarak savaştığını belirten tarihi kaynaklarda fikir birliği mevcut olup, vatan savunması için cihat ederken şehit düştüğü aktarılmaktadır. Harezm’e saldıran Cengiz’in askerleriyle savaşırken, 1221 yılında şehit düşmüştür. Türbesi Afganistan’ın Köhneürgenç şehrinde bulunmaktadır.

Tasavvuf yolunun en tanınmışlarından ve büyüklerinden olan Necmeddîn-i Kübrâ Hazretleri, zahiri ve bâtınî ilimlerde derin bir âlim olup, İslâm’ın güzel ahlâkı ile ahlâklanmış yüksek bir zattı. İlim öğretmek yolunda çok gayretliydi. Allah-ü Teâlâ’ya ibadet etmekte ve O'nun dinine hizmet etmekte katiyyen gevşeklik göstermez, bu yolda kınayanların kınamalarına aldırmazdı. İstisnasız bütün insanlara yardım etmeye, faydalı olmaya gayret ederdi. O’nun dergâhı, fakirlerin sığınağı idi. Büyüklüğü, üstünlüğü herkes tarafından bilinir, kendisine hürmet edilirdi. Büyüklüğünü anlatan hâlleri ve kerametleri her tarafta anlatılıp, dilden dile dolaşmaktadır. Kerametlerinin en büyüğü; her birisi, gittiği beldelerde insanları doğru yola sevk eden, etrafına nur ve feyz saçan çok kıymetli dervişler yetiştirmesidir. Yüzlerce derviş yetiştirdi. Allah yolunda yürümek isteyen nice kimselere rehber oldu. Dervişlerinin her birini bir memlekete gönderir, o derviş orada üstadının yolunu yaymaya çalışırdı. Harezm bölgesinde, Necmeddîn-i Kübrâ Hazretlerinden sonra O’nun gibi yüksek bir veli yetişmemiştir. O kadar yüksek idi ki, Allah-ü Teâlâ'nın aşkı ile kendinden geçmiş iken, bir kimseye teveccüh edince, velâyet, evliyalık derecelerine yükseltirdi. Bir gün tüccarın biri, gezmek maksadıyla Necmeddîn-i Kübrâ Hazretlerinin hânegâhına girdi. Necmeddîn-i Kübrâ Hazretleri buna teveccüh edince, tüccar, hemen o anda velâyet mertebesine ulaştı. Tüccarı yanına çağırıp, talebe yetiştirmesi için izin verdi ve memleketine gönderdi.

Bir gün Ashâb-ı Kehf hakkında sohbet ediyordu. Necmeddîni Kübra Hazretlerinin dervişlerinden olan Sa'düddîn-i Hamevî Hz.; "Acaba bu ümmette, sohbeti köpeğe tesir eden var mıdır?" diye düşündü. Necmeddîn-i Kübrâ Hz., kalp gözü ile bu dervişinin düşüncesini anlayıp kalktı ve dergâhın kapısına doğru yürüdü. Ansızın uzaklardan bir köpek çıkageldi. Bir yerde durup kuyruğunu salladı. Necmeddîn-i Kübrâ Hazretlerinin bakışı köpeğe isabet edince, köpek derhâl değişti. Kendinden geçme hâlleri görüldü. Yüzünü şehirden çevirip kabristana gitti. Başını yerlere sürüyordu. Hatta derler ki, nereye gitse, elli-altmış köpek devamlı onun etrafında dolaşırdı. Fakat ulumazlar, havlamazlardı. Hiçbir şey yemezler, devamlı bakılan o köpeğe karşı hürmette bulunurlardı. Sonra bu köpek öldü.

 Kübreviyye yolunun kurucusu olan, Necmeddîn-i Kübrâ Hazretleri Tasavvuf’a dair yazmış olduğu Usûl-i Aşere adlı kitabında Kübreviyye yolunun esaslarını şu şekilde açıkladı: Allah-ü Teâlâ’ya kavuşmak arzusunda bulunan ve bu yolda ilerlemek isteyenlerin yollarının temeli on esasa bağlıdır. Bunlar; tövbe (günahlara pişman olmak), züht (dünyadan yüz çevirmek), tevekkül (her işinde Allah-ü Teâlâ’ya itimat etmek ve O’na güvenmek), kanaat (yemek içmek hususunda elde bulunan ile yetinmek), uzlet (insanlardan uzak olmak), devamlı zikir (Allah-ü Teâlâ’yı anmak), teveccüh (tamamen Allah-ü Teâlâ’ya yönelmek), sabır, murakabe (nefsini kontrol etmek ve nefsin hile ve tuzaklarına karşı uyanık bulunmak), rıza (nefsin arzularını terk ederek Allah-ü Teâlâ’nın hiçbir hükmüne itiraz etmemek)dir.

 

Kübreviyye yolunda mücâhede (nefsin istemediklerini yapma) hayatının üç temeli vardır: 1) Tedricî olarak yemeği azaltmak, 2) Kâmil bir mürşidin, yol göstericinin iradesine tâbi olmak, 3) Cüneyd-i Bağdâdî Hazretlerinin sekiz esasını yerine getirmek.

Kübreviyye yoluna giren kişilerin şu esaslara uyması gerekir: Beden temizliği, halvet, susmak, oruç tutmak, zikretmek, teslim olmak, hatıra gereksiz şey getirmemek, kalbi hocasına bağlamak, mecburiyet halinde uyumak, yeme ve içmede orta yolu takip etmek.

Necmeddîn-i Kübrâ’nın gerek yazdığı Arapça, Farsça risalelerle, gerekse İslâm ülkelerine gönderdiği dervişleriyle Kübreviyye yolu çok geniş bir sahaya yayıldı. Zamanla Nakşibendiyye ve Mevleviyye ile iç içe olan Kübreviyye yolunun Cüneyd-i Bağdâdî Hazretlerinden sonraki silsilesi şunlardır: Ebû Ali Rodbârî, Ebû Osman Mağribî, Ebü’l-Kâsım Gürgânî, Ebû Bekir Nessâc, Ebü’n-Necib Sühreverdî, Ammar bin Yâsir.

Kübreviyye yolunun zaman içinde meydana gelen kolları ve şubeleri ise şunlardır: Baherziyye, Nuriyye, Hemedâniyye, Rükniyye, Iğtişâşiyye, Nûrbahşiyye, Ayderûsiyye, Firdevsiyye.

Daha çok bugünkü İran ve Rusya topraklarında faaliyet gösteren Kübrevîler, Sovyet rejimine karşı koyan Müslümanların da liderliğini üstlenmişlerdir.

 Ahmed, İslam’ın güzel ahlakını yaşayarak etrafında bulunan insanlara büyük bir örnek teşkil etti. Peygamber Efendimiz (sav)’in, “Ben güzel ahlakı tamamlamak için geldim” mealindeki hadisini bizzat yaşayarak gösterenler arasındaki yerini aldı. İbadet ve Hakk’a hizmet noktasında asla gevşeklik göstermedi. Ulaşabildiği tüm insanlara yardım etmeye ve onlar için faydalı olmaya çalıştı.